Eleştiri: Mutluluğun Adı Yetiyor

Hekimler reçeteye gülücük yazmıyor. “Gün ışığından faydalan.” “Seni dibe çekenlerle arana mesafe koy.” gibi, gülmek de telkin olmaktan öteye gitmiyor. Teoride bildiklerimizi gündelik hayatta uygulamanın güçlüğü ayrı bir mesele.  Neyse ki Birleşmiş Milletler 2012 yılından beri mutluluğumuzu ölçüyor, ahvalden haberimiz oluyor. Sürdürülebilir Kalkınma Çözümleri Ağı raporuna göre, Türkiye yüz elli beş ülke arasında altmış dokuzuncu sırada. En mutlu ülkelerin İskandinav ülkeleri olduğunu söylemeye gerek yok sanırız. Haberi okuyunca birkaç basamak yükselmemize sevinmekle avuttuk kendimizi. Neden savaştan, dar boğazdan yeni çıkmış ülkelerden daha memnuniyetsiziz? Cevaba muhtaç bir soru.

Olumlu düşünmenin sağlığı koruduğu aşikâr. Çağın vebası depresyonun pençesindekiler toplumun hatırı sayılır bir oranını oluşturuyor. Kime sorsanız karamsar. Ne yana baksanız yıkıntılar altında kalmış biriyle karşı karşıyasınız. Mevlana’nın dillere pelesenk olmuş sözü kulaktan kalbe inemiyor: “Sen düşünceden ibaretsin, geriye kalan et ve kemiksin. Gül düşünür, gülistan olursun. Diken düşünür, dikenlik olursun.” İnsanın kendini iyi hissetmek için uğraşması ya benmerkezcilik olarak algılanıyor. O da değilse toplumun sorunlarından kopuk olmakla suçlanıyor neşe saçan insanlar. Hâlbuki felsefenin temel meselelerinden biri de insanın nelere ihtiyaç duyduğunu sorgulamak. Aristo, gönül coşkunluğunun, hedefler silsilesiyle oluşabildiğinden dem vurur. Bu hedef doğrultusunda yaşar gider insan. Her türlü eylem ve davranış nihai saadet hedefi için vardır zaten. Mutluluğu tabiata ve kadere bağlayanlara da cevabı hazır düşünürün: “Öyle olsa pek az insan mutlu olurdu.” Mutluluğun, yazgı değil tercih olduğunu anlıyoruz onun görüşlerinden. İnsanın yakalamaya çalıştığı varış noktasından çok yolculuğun kendisine yoğunlaşması gerektiği açık. Mutluluk devamlı olsa onu aramaya da gerek kalmazdı zira. Aristotales gibi, daha birçok felsefeci, mutasavvıf ve yazarın görüşlerinden yola çıkarak raflar dolusu kitap kaleme alındı. Bunun birkaç misli haber yapıldı, yapılıyor. İçinde “mutluluk” geçen kitaplara rağbet, ona ne kadar muhtaç olduğumuzun da delili sanki. İçlerinden birinin reçeteye yazılmayan gülücüğü armağan edeceğini düşünenler, hayatı daha yaşanır kılmayı anlatan kitapları çok satanlara taşımaya devam edeceğe benziyor.

Francesc Miralles, Hector Garcia
İNDİGO KİTAP

İKİGAİ: Kişisel gelişim değil, hayata bağlayan basit eylemler

Kitap, mutluluğu kapağa taşısa da okuyucuya, her şeyden önce hayatın amacını sorgulatmayı hedefliyor. Ne meslek, ne evlilik ne de insanlığa faydalı olma ideali o kadar önemli değil. Bu bakış açısıyla da insanı hep çizgisel olarak yükselmeyi hedefleyen kişisel gelişim kitaplarından ayrılıyor İkigai. Sadece insanın kendi arzusuyla, onu yatağından kaldıran basit bir sebebe odaklanması yeterli.  Büyük ülküleriniz de olabilir tabii. Ama bahçedeki yaprakları temizlemek de sizi aynı kuvvetle yaşama bağlamalı. Kitap, Hector Garcia ve Francesc Miralles’in Okinawa Adası’daki uzun yaşamı araştırmasına dayanıyor. Emeklilik nedir bilmeyen Japonların, yaşlılık politikaları, beslenme biçimi ayrıntılı şekilde kitapta yer alıyor. Böylelikle depresyonun biyolojik sebepleri de gün yüzüne çıkıyor. Tutkuyla bağlanacağı gayesini arayanlar İkigai’den yararlanabilir.

Meik Wiking
PEGASUS

LYKK ya da Kuzeyliler Neden Mutlu?

Dünya’nın en mutlu insanlarının kuzeyde yaşadığını söylemiştik. Mutluluk listesinin tepesinde hep onlar var. Bunun bir çok sebebi var. Ama bir kaçını sıralayacak olursak, refah, demokrasi anlayışı, fırsat eşitliğini söylemek gerekir. Danca mutluluk anlamına gelen Lykke, Danimarka’da gündelik hayat dair pek çok ayrıntıya mercek tutuyor. Danimarkalı Yazar Meik Wiking, dünyanın en mesut insanlarını anlatabilecek yetkinliğe ve gözleme sahip. Ama kendi ülkesinde yaşayanlara değil bizlere yazdığının da farkında. Bunun için insanın ihtiyacı olan sevgi ve huzuru yaşadığı yerde bulabileceğini, derlediği onlarca hikaye, tanık olduğu olumlu örneklerle anlatmayı ihmal etmiyor.

Bu içerik Süheyla Sancar tarafından yazılmıştır.

İlber Ortaylı’nın İmza Gününe Yoğun Katılım

Son çıkan kitabı “Gazi Mustafa Kemal Atatürk”ü imzalamak için okurlarıyla buluşan İlber Ortaylı’ya ilgi büyüktü. Ortaylı’dan imza almak için erkenden mekanı dolduran kitap severlerin yoğun katılımı dikkat çekti. Üsküdar Na-dide Cafe’nin önünde soğuk, yağmurlu havaya rağmen uzun bir kuyruk vardı. İmza sırasında çocuklu ailelere öncelik verilmesini isteyen Ortaylı, bazı minik misafirleriyle de yakından ilgilendi.

Güçlü hafızası, esprili, hazır cevap kişiliğiyle hemen her kesimin sempati duyduğu İlber Ortaylı, bir saatten fazla süren programda beş yüzü aşkın kitabını imzaladı.

Açıldığı günden beri düzenlediği kitap müzayedeleriyle kültürel çevrede adını duyuran Na-dide Cafe’nin, okur-yazar buluşmalarına farklı isimlerle de devam edeceği öğrenildi.

 

İmza gününden kareler:

İlber Ortaylı Na-dide Cafe’de!

Açıldığı günden bu yana Üsküdar’da okurları eski, nadir kitaplarla buluşturan Nâ-dide Cafe, şimdi okur-yazar buluşmalarına ev sahipliği yapmaya hazırlanıyor. Türk tarih yazımının en güvenilir isimlerinden Prof. İlber Ortaylı, kitaplarını imzalamak için Nâ-dide Cafe’ye geliyor.

Aynı zamanda eski bir Üsküdar sakini olan Ortaylı, Üsküdar’da ilgiyle takip edilen sohbetlerinden birini gerçekleştirecek.

“Gazi Mustafa Kemâl Atatürk” kitabının da satışa sunulacağı etkinliğin; 24 Mart Cumartesi günü, 14.00-15.00 saatleri arasında yapılması planlanıyor.

Na-dide Cafe Kroki

Etkinlik Adresi:
Na-dide Cafe: Mimarsinan Mah. Selam-ı Ali Efendi Cad. No:47 Üsküdar, İstanbul
Haritada görüntülemek için buraya tıklayın.

Telefon: 0216 342 76 35

Etkinlik Tarihi: 24 Mart 2018 Cumartesi • 14.00 – 15.00

 

 

 

6. Nadide Kitaplar Müzayedesi Yine Na-dide Cafe’de!

17 Mart Cumartesi yapılacak Üsküdar Nă-Dide Cafe Nadide Kitaplar Müzayedesi, kitapseverler için alternatif bir kitaba erişim kanalı olması ve artık kendi geleneklerini oluşturması bakımından, kitap dostlarının ilgi odağı olmaya devam ediyor. CNR Kitap Fuarı‘nda gerçekleşen müzayedenin ardından, duyurusunu yaptığımız Mart ayı faaliyeti mezkûr etkinlikler serisinin altıncısı olacak.

Etkinlik bir öncekiyle aynı saatlerde, yâni 16.00 – 19.00 arasında gerçekleştirilecek. Şu ana değin söz konusu kültürel aksiyonun parçası olmamışlar için belirtelim: mezkûr müzayede, kitabiyat sohbeti ve kültür performansı şeklinde cereyan ettiğinden, aslında ‘bir müzayededen fazlası’nı ifade etmekte.

Şu ana değin yaşanan pratiklerine bakıldığında, öncekiler gibi 17 Mart Nâdide Kitaplar Müzayedesi’nin de, katılımcılarına, bütün bir haftanın neden olduğu gerginlik, yorgunluk ve stresle başa çıkmaları hususunda, yardımcı olacağı söylenebilir.

Moderatör ve münadiliğini Ziyaver Şencan’ın yapacağı 17 Mart müzayedesinde yüzlerce değerli ve enteresan kitap (bazılarının piyasa fiyatları 100, 200, 500, hatta 1.000 lira olmasına karşın) kitapseverlerin huzuruna ‘TEKLİFLE’ çıkarılacaklar. Bir diğer deyişle, piyasada 1.000 liraya satılan çok nadir bir kitap için bile ‘BİR’ lira açılış bedeli önermek serbest.

Unutmadan şunu da ekleyelim: müzayedede aşağıdaki linkte görsellerini ve kitabiyat bilgilerini paylaştıklarımızın dışında çok sayıda nadir ve değerli kitap daha salonda olan kitap dostlarının huzuruna, yine teklifle olmak kaydıyla, çıkarılacaktır. 

17 Mart müzayedesine çıkarılacak kitaplardan bazılarının görselleri ve künye bilgilerini aşağıda görebilirsiniz.

Hem benzersiz bir kültürel etkinliğin parçası olmak, hem de, göz koyduğu nadir eserleri çok uygun fiyatlarla edinmek isteyen kitap dostları için 17 Mart Cumartesi Nâdide Kitaplar Müzayedesi gerçek bir fırsat gibi gözükmekte.

Güncelleme: Müzayede videosu burada:

Na-dide Cafe Kroki

Müzayede Adresi:
Na-dide Cafe: Mimarsinan Mah. Selam-ı Ali Efendi Cad. No:47 Üsküdar, İstanbul
Haritada görüntülemek için buraya tıklayın.

Telefon: 0216 342 76 35

Müzayede Tarihi: 17 Mart 2018 Cumartesi • 16.00 – 19.00

Münadi / Moderatör: Ziyaver Şencan

[vc_text_separator title=”Müzayede Eserleri”]

[ngg_images source=”galleries” container_ids=”11″ display_type=”photocrati-nextgen_pro_thumbnail_grid” override_thumbnail_settings=”1″ thumbnail_width=”320″ thumbnail_height=”320″ thumbnail_crop=”0″ images_per_page=”15″ border_size=”0″ border_color=”#eeeeee” spacing=”5″ number_of_columns=”0″ display_type_view=”pro-thumbnail-caption2-template.php” ngg_triggers_display=”never” captions_enabled=”0″ captions_display_sharing=”0″ captions_display_title=”0″ captions_display_description=”1″ captions_animation=”plain” order_by=”filename” order_direction=”ASC” returns=”included” maximum_entity_count=”500″]

John Steinbeck’in Nobel Konuşması

YouTube’da sevilen yazarların görüntülü konuşmalarına Türkçe altyazı ekleyerek internet kültür arşivine önemli katkıda bulunan Çeviri Konuşmalar Kanalı, paylaşımlarına bir yenisini ekledi.

Fareler ve İnsanlar, Gazap Üzümleri gibi klasikleşmiş romanların yazarı John Steinbeck’in edebiyatçıların görev ve sorumlulukları üzerine yaptığı Nobel Ödül törenindeki konuşması edebiyat dünyasında büyük ilgi görmüştü.

John Steinbeck (1902-1968), kariyeri boyunca 16 roman, altı kurmaca dışı kitap ve iki kısa hikâye külliyatı yayımladı. 1962 yılında Nobel Edebiyat Ödülü’nü “gerçekçi ve güçlü bir hayal gücüne dayanan yazım biçimi ve sıcakkanlı mizahı, sivri bir toplumsal gözlem gücüyle birleştirmesinden” dolayı aldı.

Ödül töreni konuşmasında Steinbeck’in Nobel Ödül töreninde yaptığı konuşmanın tam metni:

“Majesteleri, Prens Hazretleri, Min Vackra Fru, Hanımlar ve Beyler,

Çalışmalarımı bu yüce onura layık gördükleri için İsveç Akademisi’ne teşekkür ediyorum.

Kalbimde Nobel’i, çok saygı duyduğum diğer edebiyat insanlarından daha çok hak edip etmediğime dair bir şüphe var fakat ödülü aldığım için keyif ve gurur duyduğuma şüphe yok.

Bu ödülü alanların edebiyatın doğası ve gidişatına ilişkin kişisel veya akademik bir konuşma yapması gelenektir. Ancak içinde bulunduğumuz bu zamanda, edebiyatçıların öncelikli görevleri ve sorumlulukları üzerine düşünmek isabetli olacaktır.

Şu an burada bulunmak ve Nobel ödülünü almak öylesine büyük bir saygınlık ki; burada minnettar ve mahcup bir fare gibi tiz sesler çıkarmam değil, mesleğimden ve bu mesleği yüzyıllardır yapan birçok büyük insandan ötürü duyduğum övünçle, aslan gibi kükremem gerek.

Edebiyat, ne boş kiliselerde ilahilerini söyleyen cılız ve güçsüz rahiplerce neşredilmiştir, ne de dünyadan uzak kibirli papazların umutsuz bir oyunudur.

Edebiyat, konuşmak kadar eskidir. İnsanın ona olan ihtiyacından doğmuştur ve o günden bugüne bu ihtiyaç azalmamış, daha da artmıştır.

Halk ozanları, şairler ve yazarlar birbirlerinden ayrı ve müstesna değillerdir. Her şeyden önce; işlevleri, görevleri ve sorumlulukları, insanlık tarafından belirlenmiştir.

İnsanlık, gri ve kasvetli bir bilinç bulanıklığının pençesinde. Burada daha evvel konuşan selefim, büyük yazar Wiliam Faulkner’in söylediği gibi; bu evrensel korku trajedisi o kadar uzun zamandır devam etmekte ki artık ruhsal problemler kalmadı. Öyle ki; insan kalbinin kendisiyle olan çatışması, yazılmaya değer tek şey gibi görünüyor.

Faulkner, insanoğlunun zayıflıkları ve gücünün, çoğu insana göre daha fazla farkındaydı. Faulkner, bir yazarın varlık sebebinin büyük ölçüde korkuyu anlamak ve çözmek olduğunu çok iyi biliyordu.

Bu, yeni bir durum değil. Yazarın tarihi misyonu değişmedi. Yazar, ilerleme gayesiyle, ıstırap veren başarısızlıklarımızı ve hatalarımızı bizlere göstermekle; karanlık ve tehlikeli düşlerimizi deşip gün yüzüne çıkartmakla yükümlüdür.

Dahası, yazar, insanoğlunun kalbinin ve ruhunun tescilli yüceliğini, yenilgilere siper ettiği göğsünü, cesaretini, şefkatini ve aşkını göstermek ve bunları övmek için görevlendirilmiştir.

Zayıflığa ve umutsuzluğa karşı yürüttüğümüz bu sonsuz savaşta, bunlar umudun ve ilerlemenin parlak nişaneleridir.

İnsanın mükemmelliğine yürekten inanmayan bir yazarın ne kendini edebiyata adadığını ne de edebiyatta bir yeri olduğunu düşünüyorum.

Mevcut evrensel korku, bilgi düzeyimizdeki ileriye dönük sıçramanın ve fiziki dünyadaki bazı tehlikeli faktörlerin bir sonucudur.

Bu büyük adımın evreni anlamaya ilişkin diğer aşamalara henüz ulaşamadığı doğru ancak buradan bu aşamalara asla ulaşamayacağımızı düşünmek için hiçbir sebep yok. Aksine bunu yapabileceğimizden emin olmak yazarın sorumluluğunun bir parçasıdır.

İnsanlığın doğal düşmanlarının karşısında dikildiği uzun ve kıvanç dolu tarihi boyunca, bazen kesin başarısızlıklar ve tükenmelerle korkakça ve aptalca sahayı terk ettik ki bu terk edişler olası en büyük zaferlerimizin arifeleri olmuştur.

Şaşırmayacaksınız; bir süredir, kitaplarda yalnız ve düşünceli bir adam olarak tasvir edilen Alfred Nobel’in hayatını okuyorum. Nobel, patlayıcıların yıkıcı bir şeytaniliğe ya da yaratıcı bir iyiliğe dönüştürülebilecek gücünü başarıyla ortaya koymayı başarmış biridir. Fakat vicdan ya da muhakeme doğrultusunda bir seçim yapmamıştır.

Nobel, buluşlarının zalim ve kanlı amaçlarla istismar edilmesine şahit oldu. Hatta belki de araştırmalarının nihai sonucu olan sonsuz yıkımı ve en üst seviyedeki şiddeti bile öngörmüş olabilir. Bazıları onun zamanla şüpheci birine dönüştüğünü söylüyor ancak ben buna inanmıyorum. Bence bir kontrol, bir emniyet supabı icat etmeye uğraştı. Ve sanıyorum ki; nihayetinde bunun sadece insan aklı ve ruhuyla mümkün olduğunu tespit etti. Bana kalırsa; Nobel ödüllerinin kategorilerini belirleyen de onun düşünce yapısı olmuştur.

Bu kategoriler, insanlığın devam eden ve giderek artan bilgi birikimi ve dünyasını anlamak ve anlatmak için sunuldu -ki bunlar edebiyatın bizzat görevlerindendir. Ve bu görevler, insanın, kalan diğer her şeyin başlangıcı olan barışı tesis etme becerisini ispatlamak içindir.

Nobel’in ölümünün üzerinden daha 50 yıl geçmedi ama doğanın kilitli kapısı açıldı ve bize seçim yapmanın tüyler ürpertici sorumluluğu yüklendi.

Bir zamanlar Tanrı’ya atfettiğimiz birçok gücü ele geçirdik.

Korku dolu ve hazırlıksız olmamıza rağmen, tüm dünyanın ve tüm canlıların yaşamı ve ölümü üzerinde hâkimiyet kurduğumuzu farz ediyoruz.

Tehlike de zafer de; ikisinden birini seçmek insanın elinde. İnsan, mükemmelliğini kendi elleriyle test ediyor.

Tanrısal gücü elimize aldığımıza göre, bir zamanlar Tanrı’dan dilediğimiz bilgeliği ve sorumluluğu kendi içimizde aramalıyız.

İnsanın kendisi hem en büyük tehlikeye hem de tek umudumuza dönüştü.

Bugün, Aziz John’un sözünü şu şekilde çevirebiliriz: Her şeyin sonu, sözdür ve söz, insandır ve söz, insanla vardır.”

Nadide Kitaplar Müzayedesi CNR Kitap Fuarı’nda

“Okuyan varlıktır insan” tanımı, yapılmış sayısız insan tanımından birisi ve bizim metinle / kitapla kurduğumuz o köklü, o derûnî ilişkinin de özetidir adeta. Son yıllarda yaygınlaşan kitap müzayedeleri kitap edinmemizi sağlayan önemli imkânlardandır.
Her ayın üçüncü cumartesi’leri Üsküdar Nă-dide Cafe‘de gelenekleşen Nadide Kitaplar Müzayedesi bu defa CNR Kitap Fuarı‘ndaki özel etkinliğinde meraklılarıyla buluşmaya hazırlanıyor.

Moderatör Ziyaver Şencan’ın arkasındaki tezgaha sıralanan 100 kadar kitap iki saat içerisinde farklı fiyatlardan alıcı buluyor. Diğer müzayedelerden farklı olarak kitabiyat sohbeti ve kültür performansı havasında yapılacak fuar etkinliği, katılımcılarına, bütün bir haftanın neden olduğu gerginlik, yorgunluk ve stresle başa çıkmaları hususunda yardımcı olmanın yanı sıra kitapseverlere çok önemli bir fırsat kapısını da açmakta.

Moderatör ve münadiliğini Ziyaver Şencan’ın yapacağı 10 Mart CNR özel müzayedesinde yüzlerce değerli ve nadirattan kitap (bazılarının piyasa fiyatları 100, 200, 500, hatta 1.000 lira olmasına karşın) kitapseverlerin huzuruna “TEKLİFLE” çıkarılacaklar. Ancak sahaflardan temin edilebilecek türde ve hâlihazırda yayımı olmayan eserlerden oluşan kitaplar binbir çabayla bir araya getirilip genellikle 1 liradan satışa açılıyor. Bazı nadirattan kitaplar için daha yüksek bir alt limit tutarı belirlenebiliyor. Bundan sonrası ise katılımcıların kitaplara vereceği tekliflere bağlı olarak yükseliyor.

Müzayede Tarihi: 10 Mart 2018 • 15.00 – 17.00

Münadi / Moderatör: Ziyaver Şencan

Adres: CNR Expo Fuar Merkezi, Salon 1 (Büyük Salon)

 

Güncelleme: Müzayede video kaydı ve fotoğrafları:

[vc_text_separator title=”Eser Fotoğraf ve Listesi”]

[ngg_images source=”galleries” container_ids=”10″ display_type=”photocrati-nextgen_pro_thumbnail_grid” override_thumbnail_settings=”1″ thumbnail_width=”320″ thumbnail_height=”0″ thumbnail_crop=”0″ images_per_page=”15″ border_size=”0″ border_color=”#eeeeee” spacing=”5″ number_of_columns=”0″ display_type_view=”pro-thumbnail-caption-template.php” ngg_triggers_display=”never” captions_enabled=”0″ captions_display_sharing=”0″ captions_display_title=”0″ captions_display_description=”1″ captions_animation=”plain” order_by=”filename” order_direction=”ASC” returns=”included” maximum_entity_count=”500″]

YouTube’da Zihin Açan Bir Kanal Var

Henüz denk gelmediyseniz size yeni bir YouTube kanalından bahsedelim: Çeviri Konuşmalar.

Sosyal ve beşeri bilimlerden edebiyata, sinemadan sanat tarihine kadar çok geniş bir yelpazedeki röportaj ve konuşmaları İngilizce ve Fransızca’dan Türkçeye kazandıran bu kanalı Twitter üzerinden de takip etmek mümkün.

Çeviri Konuşmalar, yayın hayatına 2017 yılının Eylül ayında İlker Kocael’in Fransız filozof Luc Ferry’den yaptığı çevirilerle başladı. Bu çeviriler kısa zamanda yoğun ilgi gördü. O günden bugüne, İlker Kocael ve Gülener Kırnalı; Jean-Paul Sartre’dan Michel Foucault’ya, Eugène Ionesco’dan Amin Maalouf’a, Albert Camus’den Umberto Eco’ya kadar birçok yazar, filozof ve sanatçının söyleşilerinden en can alıcı bölümleri seçerek bu büyük entelektüelleri kitapları dışında da okuyucularıyla buluşturmaya devam ediyorlar.

Kitapyurdu.com katkılarıyla hazırlanan Çeviri Konuşmalar kanalının ürettiği içerikleri her hafta Kitap Dergisi’nden de takip edebileceksiniz.

Üsküdar’da Yine Keyifli Bir Kitabiyat Sohbeti Gerçekleşti

Sakin ve nezih bir ortamda sohbet ederken beraberinde sağlıklı şeyler yiyip içebileceğiniz Na-dide Cafe, Üsküdar’ın cazibe merkezlerinden olmaya doğru emin adımlarla ilerliyor. Söz konusu mekânı aynı zamanda bir kültür odağına dönüştüren kitap müzayedelerinin dördüncüsü 17 Şubat Cumartesi günü gerçekleştirildi.

Kitap müzayedesi dünyasının deneyimli moderatör ve münadi Ziyaver Şencan’ın yönetiminde yapılan etkinlikte 300’den fazla nadir kitap yeni sahiplerine kavuştu. Kitaplardan 200 tanesinin görselleri ve kitabiyat bilgileri etkinlik öncesinde dergimizde paylaşılan müzayedede, sürpriz olarak 120 eser daha çıkarıldı. Münadinin kitaplar hakkında yaptığı kısa paylaşımlar ve aktardığı anekdotlarla bir kitabiyat sohbeti ve kültür performansı havasında cereyan eden etkinlik kitapseverlerin yoğun ilgisiyle karşılaştı. Bu ilgide, hiç kuşkusuz, müzayedede oluşan fiyatların piyasa ederlerine göre düşük olmasının da etkisi vardı. Kitapseverlerin yeni dostluklar kurarken, göz ve gönül koydukları kitaplar için kıyasıya ve ama centilmence bir mücadeleye girişmekten de geri durmadıklarının gözlendiği etkinlikte fiyatlar 2 – 200 lira aralığında seyretti.

Müzayedede en yüksek teklifler 160TL ile 3 numaralı İstanbul ve Boğaz Kıyılarına Pitoresk Seyahat’a ve 120TL ile 68 numaralı Osmanlı Müellifleri I-III‘e verildi. 16.00 – 19.00 arasındaki 3 saatlik müzayede süresinin nasıl geçtiğini fark edemeyen kitapseverler, 17 Mart 2018, Cumartesi günü yine aynı saatlerde ve aynı mekânda, Na-dide Cafe’de yapılacak olan Beşinci Nadide Kitaplar Müzayedesi’nde tekrar bir araya gelmek için sözleştiler.

Eserleri ve müzayede satış rakamlarını merak edenler için güncellenmiş liste burada!

Müzayedenin canlı yayın kaydı ve fotoğrafları ise burada:

Toplu Taşımalarda Okuma Eylemi

Şehirle mücadele halindeyken giriştiğimiz bir tür başkaldırıdır okumak. Gün geçtikçe hissizleşen şehir sarmalında gidip gelirken, satırlarda ararız bir çıkış yolu. Günü devirmiş yorgun bedenler arasında yaptığımız her kısa yolculuk bunun için bir fırsattır aslında.

Evet, vagonların uğultusu ya da bir yığın akşam dedikodusu eşliğinde dikkatinizi toplayıp bir kitaba eğilmek elbette zordur. Belki binilen duraktan varış yerine kadar aynı sayfayla bakışır durursunuz. Ama bu çoğu kez boş bir noktaya mânasızca odaklanmaktan çok daha iyidir. Başınızdaki kalabalığı ya da geç kalan vagonu dert edinip, şehirle devamlı didişme halinde olmaktan da… İhtiyacımız olan bir kelimedir belki sadece… Onu bulmak içindir bunca ısrar. Ya da sayfaların arasında geçecek bir geceye hazırlamaktır yıpranmış zihni. Bir iradeyle kitabı açabilmektir mesele. Etraftaki herkes okuduğunuz kitabın bir dekoru, motifi haline dönüşür birdenbire. O vakit zaman bütün niceliğini yitirir belleğinizde.

İnsana ve eşyaya dolaysızca temas edebileceğiniz berrak bir pencere açılmıştır önünüzde.

Bir hikaye ya da romanın içinde sürükleniyorsanız ayakta veya oturuyor olun hiç farketmez, en talihli ve zahmetsiz yolcu sizsinizdir muhtemelen. Hatta varış durağı yaklaştıkça üzüntü duymanız hasebiyle en tuhaf yolcu da sayılabilirsiniz.

Uzun bir güzergah, yoğun bir hat, kalabalık bir saate denk geldiyseniz ve oturmayı başardıysanız mutlaka yerinize imrenen yaşlı teyzeler de olacaktır. Elbette normal şartlarda onlara yer vermek bizim toplumumuzda saygının karşılığıdır. Ancak şu var ki ‘su içene yılan bile dokunmaz’ tezi, toplu taşımada ‘kitap okuyana’ biçimine evrilmelidir size göre. Hem yaşlı teyzelere yer verebilecek kitap okumayan birileri mutlaka olmalıdır orada.

Elinizdeki kitap romansa, az sonra belki de heyecanlı bir yerinde okumanın kesileceğini bildiğinizden yemeğin ortasında çalan münasebetsiz telefon gibi huysuzluk verir bu zorunlu mola. Bindiğiniz ulaşım aracının kapısından dışarı çıktığınızda kitap bitmiştir ama okuma devam eder. Metrodan indiyseniz hala biraz şansınız var demektir. Yürüyen merdivenler sizin için uzatma dakikaları olacaktır.

Hikâye kitapları ise bu kısa yolculuklarda en fazla tatmin edici olanıdır. Yerine göre birkaç kısa hikayeyi devirme fırsatınız vardır. Örneğin Sait Faik hikayeleri gibi sürükleyici bir dilde yazılmışlarsa eğer bitiremeseniz bile kitabı yarılamanız mümkündür. Bu duygunun kitap meraklıları için ne kadar değerli olduğunu anlatmama gerek yok sanırım.

İşte bütün bu duygulara sebep olan fârika ‘toplu taşıma araçlarında kitap okuma’ tutkusudur. Bilmem nereden nereye giderken bir metro hattında başınızı kitaba gömüp satırlara dalmışken, bu tutkuyu nazikçe sizden müsaade isteyip fotoğraflayan bir ekip var İstanbul’da.

Not: Fotoğraflar www.istanbulokurken.com sitesinden alıntılanmıştır.

Bu içerik Selçuk Uzman tarafından hazırlanmıştır.