TÜİK (Türkiye İstatistik Kurumu) 2017 yılının ISBN (Uluslararası Standart Kitap Numarası) verilerini açıkladı. Dövize bağlı olarak yükselen baskı maliyetleri satış fiyatlarını devamlı yukarı çekse de artan taleple birlikte ISBN alınan materyal sayısı 2016’ya göre %10,8 fazlalaştı. Yayıncılar tarafından 2017 yılında; 58 bin 27 kitap, 212 elektronik kitap (DVD, VCD, CD), bin 767 web tabanlı elektronik kitap, 26 konuşan kitap (kaset, CD, DVD) ve 303 diğer olmak üzere toplam 60 bin 335 materyal için ISBN alındı.
Pastanın En Büyük Dilimi Eğitimin
Değişen sınav sistemleri ve sürekli yenilenen ders kitapları etkisiyle eğitim alanında hazırlanan materyaller pastanın en büyük dilimini oluşturuyor. 2016 yılına göre %16,6 artarak 17 bin 153’e ulaşırken aynı zamanda en fazla artış kaydeden birim oluyor.
E-Kitap’lara İlgi Düşük
Çıktığı dönemlerde basılı kitabın yerini alacağı söylenen E-Kitap’lara olan ilgi her sene azalıyor. Daha az maliyetli ve dağıtımı kolay gerçekleşen elektronik kitaplar yerine çoğu okur tercihini basılı kitaptan yana kullanıyor. Web tabanlı elektronik kitap sayısı 2016’da 2.697 iken 2017’de 1.767 olarak gerçekleşmiş. Bu %34,5’luk bir düşüş anlamına geliyor.
Popüler Tarihin Etkisiyle Kültür Kitapları Önde
Eğitimin dışındaki diğer alanlarda ise rekabet sürüyor. Birbirine çok yakın giden Yetişkin Kültür, Yetişkin Kurgu Edebiyatı ve Çocuk Kitapları arasında Kültür Kitapları az bir farkla öne çıkıyor. Özellikle son zamanlarda TV dizi-filmleriyle kitlelerin ilgisini üzerine çeken popüler tarih kitaplarının bu kategori altında yer almasının payı büyük. 2017 yılında yayımlanan eğitim dışında kalan materyallerin %19,1’i yetişkin kültür, %16,6’sı çocuk ve ilk gençlik, %16,3’ü yetişkin kurgu edebiyat, %13,5’i akademik, %6,1’i ise inanç konulu.
19 Mayıs Cumartesi Üsküdar, Nâ-dide Cafe’de yapılacak olan Nadide Kitaplar Müzayedesi kitapseverler için alternatif bir kitaba erişim kanalı olmayı ve kendi geleneklerini oluşturmayı başardı. Bu yüzden de 19 Mayıs’ta sekizincisi yapılacak olan etkinliğin kitap dostlarının ilgi odağı olmaya devam etmesi beklenmekte.
Müzayedemiz bir öncekiyle aynı saatlerde, yâni 16.00 – 19.00 arasında gerçekleştirilecek. Şu ana değin söz konusu kültürel aksiyonun parçası olmamışlar için belirtelim: mezkûr müzayede, kitabiyat sohbeti ve kültür performansı şeklinde cereyan ettiğinden, aslında ‘bir müzayededen fazlası’nı ifade etmekte.
Şu ana değin yaşanan pratiklerine bakıldığında, öncekiler gibi 19 Mayıs Nâdide Kitaplar Müzayedesi’nin de, katılımcılarına, bütün bir haftanın neden olduğu gerginlik, yorgunluk ve stresle başa çıkmaları hususunda, yardımcı olacağı söylenebilir.
Moderatör ve münadiliğini Ziyaver Şencan’ın yapacağı müzayedesinde yüzlerce değerli ve enteresan kitap, piyasadaki rayiç bedellere kıyasla, oldukça hesaplı başlangıç fiyatlarıyla açık arttırmaya çıkarılacak.
Unutmadan şunu da ekleyelim: müzayedede aşağıdaki linkte görsellerini ve kitabiyat bilgilerini paylaştıklarımızın dışında çok sayıda nadir ve değerli kitap daha salonda olan kitap dostlarının huzuruna, yine elverişli başlangıç fiyatlarıyla olmak kaydıyla çıkarılacaktır.
19 Mayıs müzayedesine çıkarılacak kitaplardan bazılarının görselleri ve künye bilgileri için tıklayın lütfen:
Hem benzersiz bir kültürel etkinliğin parçası olmak, hem de, göz koyduğu nadir eserleri çok uygun fiyatlarla edinmek isteyen kitap dostları için 19 Mayıs Cumartesi Nâdide Kitaplar Müzayedesi kaçırılmaması gereken bir fırsat gibi gözükmekte.
Etkinlik video kayıdı:
Na-dide Cafe Kroki
Müzayede Adresi:
Na-dide Cafe: Mimarsinan Mah. Selam-ı Ali Efendi Cad. No:47 Üsküdar, İstanbul
Haritada görüntülemek için buraya tıklayın.
Telefon: 0216 342 76 35
Müzayede Tarihi: 19 Mayıs 2018 Cumartesi • 16.00 – 19.00
Münadi / Moderatör: Ziyaver Şencan
[vc_text_separator title=”Müzayedede Sunulacak Bazı Eserler”]
Kitapkurtları! Sizin için birbirinden güzide dört kitap seçtik ve #KısaKısaKitap incelemesi yaptık. ✍️ Haritadan hangi kitaba başlayacağınızı bulabilir, kitap detaylarını görmek için görselleri sırayla tıklayarak inceleyebilirsiniz. Keyifli okumalar! 📚
Unutmanın Genel Teorisi Jose Eduardo Agualusa Timaş Yayınları
Kapının eşiğinden içeri bir koku sızıyor. Ne çimenlerin, ne de karanfilinkini andırıyor. Uzaklarda metruk binalarda birileri hararetli konuşmalar yapıyor. Dev bir süpürge sokakların tozunu kaldırmış gibi. Kapı kapalı neyse ki. İnce bir zevki yansıtan mimarisi var mekânın. Zarif ferforje merdivenler sokakla ev arasındaki sınırı temsil ediyor. Belirsizlik, korku eşiği atlayamıyor. Çatı katı Angola’nın başkenti Luanda’nın seyir terası gibi. Ludovica Fernandes Mano, buradan etrafı gözlese değişimi hissedecek, ama yapmıyor. O, kendini yalnızca dört duvar arasında huzurlu hissediyor.
Eli silahlı bazı adamlar sokakları arşınlıyor. Onlardan bazıları ‘kahraman’ diye söz ediyor. Ludo, dış dünyanın havai fişek gibi patlayan kahkahalarını duymamak için önce pencereleri kapatıyor. Sonra sokağa çıkmaktan vazgeçiyor. Köpeği Fantasma ile birlikte kendisine münzevi bir hayat kuruyor. Önce evdeki yiyecekler tükeniyor. Komşunun tavuklarından aşırmak, haftalarca doğru düzgün sıcak yemek kaşıklamamak sıradanlaşıyor. Avcılığı öğreniyor derken. Tıpkı Afrika’nın dirençli ilk sakinleri gibi, tabiata uyum sağlamayı hatırladığına şaşırmıyor. Terasa gelen güvercini avlamak için saatlerini harcadığında, nar ağacının meyveye durmasını beklerken de günler sıvıymışçasına akıp gidiyor. Dış dünya içeri giremesin diye duvar örüyor. Lakin güvercin, cana yakın bir çocuk duvarları aşıyor.
Ölmeyecek kadar yiyor Ludo. Pencerenin ötesindeki her şeyi tehditkâr bulması onu daha da yalnızlaştırıyor. İsmini bilmediği böceklerden, radyodan gelen yabancı seslerden korkarak kendini hapsediyor. Arada bir somun buluyor masanın üzerinde, tecride rağmen coca cola şişesini fark ediyor. Yazar, marka ile roman arasındaki metoforik ilişkiyi bize bırakıyor. Birilerinin hala onu düşünmesi ne tuhaf!
Angolalı Yazar José Eduardo Egualusa’nın kitabı, ‘Uluslararası Dublin Edebiyat Ödülü’nü kazandı. Yazar ödülle kütüphane kurmayı hedeflediğini açıkladı.
Isınmak için eşyaları yakıyor. Kitapları, ama en çok bir grup Mucubal’in coşkulu halini resmeden tabloyu yakarken içi acıyor. Marx’ın deyimiyle, katı olan her şey buharlaşıyor. Ludo’nun aralıksız devam ettiği tek eylem yazmak. Yorgun düşene dek, kâğıt tükenene dek yazıyor: “Kısa satırlar yazıyorum / Dua eder gibi / Kelimeler kovulan şeytanların birlikleridir. Zarfları zamirleri kesiyorum / Bileklerimi sakınıyorum.” Böylece duvarlar birer müsveddeye dönüşüyor. Kendisine kurduğu hapishanenin kapısında, Predio dos Invejados yazılı: Kıskanılanlar Apartmanı.
Ludo’nun gerçek öyküsünü ustaca kurgulayan yazar José Eduardo Agualusa, Timaş Yayınları’ndan çıkan kitabın çevirmeni ise Sevcan Şahin. Kitapta ne kan, ne de bombalanan evler var. Az değil, 1975-2002’ye kadar süren çatışma ve kaosun içinden çıkıyor Ludo’nun öyküsü. Buna rağmen, kelimelerinden ölüm değil hayat sızıyor dimağınıza. Kendisine yarattığı hapishaneden çıkmak teklif edildiğinde şu sözler dudaklarında şekillenen kadın yazarın hayatına tanıksınız çünkü: “Benim toprağım burası. Başka bir yurdum yok. Benim ailem bu çocuk, şu dışarıdaki mulemba ağacı, bir köpeğin hayaleti.” Portekiz’e karşı bağımsızlık mücadelesinde hayatını kaybeden milyonların turnusol kâğıdı sadece okuyacağınız. Eserleri otuz ülkede yayımlanan Agualusa’nın, “Unutmanın Genel Teorisi”; Körfez Savaşı’nın naklen izlendiği çağda, ölümü bir kadının kendine kurduğu tecrit hayatıyla anlamayı vaat ediyor. Bunun için bile övgüleri hak ediyor.
Son çıkan kitabı “Gerçek Tıbbın 10 Şifresi”ni imzalamak için Prof.Dr. Canan Efendigil Karatay Nadide Cafe’deydi. İmzadan sonra kalan vakitte okurlarının sorularını cevaplayan Karatay, sağlıklı ve zinde bir yaşam için gıda seçimi konusundaki tavsiyelerini paylaştı.
Candan ve mütevazi kişiliğiyle hemen her kesimin ilgi duyduğu Canan Karatay, yaklaşık bir saat süren programda konuklarının sorularına tek tek cevap vermeye çalıştı. Doğal besinlerin insan vücudu için önemini vurgulayan Karatay, “Bu tespitlerimi bir tıp hekimi olarak bilimsel verilere dayanarak yapıyorum. Kimseyle polemiğe girmek istemem, tavsiyelerim hiçbir gıda üreticisini hedef almaya yönelik değildir. Sadece araştırmalarım ve deneyimlerim sonucu zararlı veya yararlı bulduğum besinleri kamuoyuyla paylaşıyorum. Dileyen itibar eder, dilemeyen etmez. Karşı çıkacak olan da bilimsel tezlerini ortaya koymak şartıyla elbette itirazını yapabilir.”
Bol Bol Türk Kahvesi İçin!
Canan Karatay özellikle Türk kahvesini içerdiği yüksek antioksidan nedeniyle şekersiz olarak içilmesini tavsiye etti. Kendisi de program sırasında iki fincan Türk kahvesi içerek kahvenin insan sağlığı açısından gerekliliği üzerinde durdu.
Açıldığı günden beri düzenlediği kitap müzayedeleri ve imza günleriyle kültürel çevrede adını duyuran Na-dide Cafe’nin, okur-yazar buluşmalarına farklı isimlerle de devam edeceği öğrenildi.
Sinema dediğimizde, aklımıza gelen birkaç yönetmen var. Quentin Tarantino (1963-…) ve Andrey Tarkovski (1932-1986) bu listenin en başında geliyor. Amerikalı yönetmen Tarantino, klasik Amerikan filmi klişelerini yerle bir etmesiyle hafızalara kazınmış biri. Sinemadaki doğrusal hikâye hegemonyasına başkaldıran, parça parça anlatımı tercih eder. Gündelik hayatın ne yazık ki parçası olan şiddeti, beyaz perdeye estetize ederek aktarmaktan çekinmeyen yönetmenlerin başında gelir.
Sinemanın dehası Rus yönetmen Tarkovski ise, bambaşka film lisanı keşfeder. Onun keşfi, olay örgüsünü, sonları, açıları, bilinen bütün klişeleri yerle bir eder. Ona göre sinema; hayatın kendisi gibi, yalın, bazen karmaşık bazense durağandır. “Andrei Rublev”, “Solaris” gibi tüm zamanların en iyi yapıtların yönetmen koltuğunda o var.
Çeviri Konuşmalar, iki yönetmenin röportajlarını Türkçe’ye kazandırıyor bu defa. Birinci videoda Tarantino; sinemaya nasıl zor şartlar altında başladığını, ancak üst üste gelen başarısızlıkların onu nasıl yıldıramadığını anlatıyor. İkinci videoda ise Tarkovski’nin çocukluğuna gidiyoruz. Onun huzursuz aile hayatıyla ilgili bir anekdotu kendisinden dinliyoruz.
Üsküdar’da okurları eski, nadir kitaplarla buluşturan Nâ-dide Cafe, okur-yazar buluşmalarına ev sahipliği yapmaya devam ediyor. Prof. Dr. Canan Efendigil Karatay, kitaplarını imzalamak için Nâ-dide Cafe’ye geliyor.
Gerçek Tıbbın 10 Şifresi kitabının da satışa sunulacağı etkinliğin; 28 Nisan Cumartesi günü, 14.00-15.00 saatleri arasında yapılması planlanıyor.
Na-dide Cafe Kroki
Etkinlik Adresi:
Na-dide Cafe: Mimarsinan Mah. Selam-ı Ali Efendi Cad. No:47 Üsküdar, İstanbul
Haritada görüntülemek için buraya tıklayın.
Telefon: 0216 342 76 35
Etkinlik Tarihi: 28 Nisan 2018 Cumartesi • 14.00 – 15.00
21 Nisan Cumartesi, Üsküdar Na-dide Cafe’de yapılacak Nadide Kitaplar Müzayedesi bundan önceki müzayedelerden farklı ve daha ilginç olacak. Bu müzayedenin ilk bölümünün moderatör ve münadiliğini çocuklar yapacaklar. Çocuklara seslenen bu bölümde çok güzel çocuk ve gençlik kitapları kitapsever çocuklarımız ve ebeveynleriyle buluşacak. Müzayedenin ilk kısmındaki özel bölümde moderatörlük / münadilik yapmak isteyen çocuklarımızın, Ziyaver Şencan’ın rehberliğinde, prova yapmaları gerektiğinden, etkinlikten 30 dakika önce salonda olmalarında fayda var.
Kitapseverler için alternatif bir kitaba erişim kanalı olması ve artık kendi geleneklerini oluşturması bakımından, kitap dostlarının ilgi odağı olmaya devam eden Nâdide Kitaplar Müzayedesinin 21 Nisan buluşması, etkinlikler serisinin yedincisi olacak.
Etkinlik bir öncekiyle aynı saatlerde, yâni 16.00 – 19.00 arasında gerçekleştirilecek. Şu ana değin söz konusu kültürel aksiyonun parçası olmamışlar için belirtelim: mezkûr müzayede, kitabiyat sohbeti ve kültür performansı şeklinde cereyan ettiğinden, aslında ‘bir müzayededen fazlası’nı ifade etmekte.
Şu ana değin yaşanan pratiklerine bakıldığında, öncekiler gibi 21 Nisan Nâdide Kitaplar Müzayedesi’nin de, katılımcılarına, bütün bir haftanın neden olduğu gerginlik, yorgunluk ve stresle başa çıkmaları hususunda, yardımcı olacağı söylenebilir.
Moderatör ve münadiliğini salona gelecek gönüllü çocuklarla birlikte Ziyaver Şencan’ın yapacağı müzayedesinde yüzlerce değerli ve enteresan kitap (bazılarının piyasa fiyatları 100, 200, 500, hatta 1.000 lira olmasına karşın) kitapseverlerin huzuruna ‘TEKLİFLE’ çıkarılacaklar. Bir diğer deyişle, piyasada 1.000 liraya satılan çok nadir bir kitap için bile ‘BİR’ lira açılış bedeli önermek serbest.
Unutmadan şunu da ekleyelim: müzayedede aşağıdaki linkte görsellerini ve kitabiyat bilgilerini paylaştıklarımızın dışında çok sayıda nadir ve değerli kitap daha salonda olan kitap dostlarının huzuruna, yine teklifle olmak kaydıyla, çıkarılacaktır.
Unutmayın, 21 Nisan müzayedesine çocuklarımızla, torunlarımızla, yeğenlerimizle, olmadı komşularımızın, dostlarımızın çocuklarıyla birlikte geliyoruz.
Güncelleme: Etkinlik fotoğrafları ve video kayıdı eklendi.
Na-dide Cafe Kroki
Müzayede Adresi:
Na-dide Cafe: Mimarsinan Mah. Selam-ı Ali Efendi Cad. No:47 Üsküdar, İstanbul
Haritada görüntülemek için buraya tıklayın.
Telefon: 0216 342 76 35
Müzayede Tarihi: 21 Nisan 2018 Cumartesi • 16.00 – 19.00
Münadi / Moderatör: Ziyaver Şencan
[vc_text_separator title=”Müzayedede Sunulacak Bazı Eserler”]
Bir sabah uyandınız. Ama o da ne. Kendinizi “Küçük Kara Balık” gibi uzaklara gitmek isterken buldunuz. “Momo” gibi bir kaçış hayali kuruyorsunuz. Birileri izin vermiyor tabii. Hemen başka bir parmaklık dikiliyor önünüze. Marshall McLuhan, sistemin gözenekli hali diyor bu duruma. Herkes büyük şehirlerden kaçmak istiyor. Hayallerde hep uzaklarda, münzevi yaşamak var. Hayat şartları, gelecek endişesi el vermiyor gitmeye. Hızla uzaklaşmayı istemekle de çarkın döngüsüne dâhil anlıyorsunuz. Ne vakit bir şeyi tutkuyla isteseniz “Şeker Portakalı” kesilecek diye üzülen Zeze düşüyor aklınıza. “Onun samimiyeti var mı ben de?” diye yokluyorsunuz kalbinizi ve aklınızı. Kötülüğün yüzü aydınlık değildir her zaman. İyiyi kötüyü ayırt edemediğiniz zamanlarda “Moby Dick”in sureti gelir gözünüzün önüne. Hani onun şeytan olduğunu söyleyen Kaptan Ahab’a öfkelenmiştiniz. Hatırladınız mı? Onun kendi florasında yani engin denizde dolaşırken durduk yere canavarlaşmadığını az düşünmemiştiniz.
Etrafınız kalabalık. Ama şöyle ağız tadıyla dertleşmek isteseniz bir elin parmaklarını geçmiyor arkadaşlar. İnsanlara güvenmenin zor olduğunu çok evvel öğrendiniz. Kırıldınız, örselendiniz… “Alice”in bambaşka bir âleme adım attığı oyuktan siz de geçseniz ne güzel olurdu. O zaman hiç sıkılmazdınız. İnsanlardan ümidi keseceksiniz. Olmuyor. “Kelile ve Dimne”den geliyor öğüdünüz: “Yalnızlık hiç çekilmez, cennette bile.” Daha çok kazanmak, daha çok biriktirmeyi hedeflerinizin ilk sırasına yerleştiren birini gördüğünüzde öfkeleniyorsunuz. “Keşke çocuklar gibi olsak” diyorsunuz. Evet yetişkinsiniz. Ama “Küçük Prens” cümleleri şekilleniyor dudaklarınızda: “Büyükler sayılardan hoşlanır. Onlara yeni bir dostunuzdan söz açtınız mı, hiçbir zaman size önemli şeyler sormazlar. Hiçbir zaman: ”Sesi nasıl? Hangi oyunu sever? Kelebek toplar mı?” diye sormazlar. “Kaç yaşındadır? Kaç kardeşi var? Kaç kilodur? Babası kaç para kazanır?” diye sorarlar. O zaman tanıdıklarını sanırlar onu. Büyüklere: “Pembe kiremitten bir ev gördüm, pencerelerinden sardunyalar, damında güvercinler vardı” derseniz, o evi gözlerinde canlanmaz. “Yüz bin franklık bir ev gördüm” demeniz gerek. Ozaman: “Aman ne güzel!” diye bağırırlar.
İçinden çıkamadığınız durumlarda, çocukken okuduğunuz kitaplara sığınmanız tesadüf değil. Yalın dil, karmaşadan uzak gerçeklik gölgemiz gibi. Geçmişi kütüphane sayarsak, Kelile ve Dimne, Moby Dick, Küçük Kara Balık, Küçük Prens, Momo, Alice Harikalar Diyarında gibi yapıtlar bu kütüphanenin demirbaşı. Farklı kültürlere, tecrübelere rağmen “çocuklardan çok yetişkinlere yazılmış kitapların” ortak özelliği, edebi zenginlik kadar idealizm barındırması da görülebilir. Ancak sözü ettiğimiz özellik, şimdilerde sıkça rastlana çocuğu eğitme kaygısıyla karıştırılmamalı. Aksine, bilgi vermekten çok hayal kurma becerisi kazandırdıkları için onları çok sevdik. Bu idealizm, insanın özündeki iyiliğe dokunur. Okuduğunuz onca kitabın içinden o kahramanları yâd etmemiz çocukluğun masum duygularını diri tutma isteğimizden başka neye yorulabilir ki?
Kışın ortasında etrafına doluşan on iki bin miniğe masal anlatan bir balık nineyle tanışırsınız Küçük Kara Balık’tan önce. Birkaç sayfa sonra ninenin değişime ayak diretenleri, kabuğunu kırmaya hor bakanları temsil ettiğini fark edersiniz. İyi olan, alışılmış olandır pek çoklarına göre. Küçük Kara Balık ise, aklına uzakları düşürmüş bir kaşif ruhludur. Başka bir hayatın mümkün olduğuna inanmıştır bir kere. Sonuç ne olursa olsun deneyecektir. Yazar Samed Behrengi’nin biyografisini okuduğunuzda daha da anlam kazanan keşif, bilgeliğin basit hayat tecrübelerinde saklı olduğunu fısıldıyor.
Michael Ende PEGASUS
Momo: Kimsenin vakti yok mu?
Michael Ende’nin kaleme aldığı Momo, çocukluk elbisesini çıkardığımızda kaybettiklerimizi hatırlatıyor. “Duman Adamlar”ı tanıdığınızda Momo’yu daha çok seveceksiniz. Zaman Tasarruf Şirketi temsilcisi bu kişiler, insanların makineye dönüşmesini isterken Momo, dinlemek, konuşmak ve insan kalabilmek istiyordu: “Adam, anlattıkça anlatıyordu: “Yaşamda esas olan, insanların bir yerlere gelmeleri, yükselmeleri, bir şeylere sahip olmalarıdır. Sen arkadaşlarını boşuna oyalıyor, onlara düşmanlık ediyorsun… İşte bu yüzden sana karşı arkadaşlarını koruyacağız. Momo bir an için tereddüt etti. Acaba bu adamlar haklı mıydı? Sonra kendini toparlayıp sordu: “Seni hiç kimse sevmedi mi? ” Bu soru, adamın kırılma noktasıydı. Kekeleyerek cevaplamaya çalıştı. O kendine güvenen adam gitmiş, yerine sayıklar gibi konuşan biri gelmişti. Aceleyle toparlandı ve Momo’ya “Tüm bunları unut” diyerek arabasına koştu.
Jose Mauro de Vasconcelos CAN YAYINLARI
Şeker Portakalı: İçimizde Büyüyen Fidan
Jose Mauro de Vasconcelos’un derin hayat tecrübesi Zeze’nin ruhunda hayat buluyor. Küçük yaşta acı, şiddet ve yoksunlukla tanışan Zeze’nin her şeye rağmen kendisine bir çıkış noktası bulması çocuklardan çok yetişkinlere umut aşılıyor. Derin anlatımı, edebi ağırlığıyla her okuyanı büyüleyen Şeker Portakalı’nı yazar sadece on iki günde yazdığını ifade ediyor. Lakin, bir ömür içinde büyüttüğü fidandır Şeker Portakalı. En çok umudu simgeleyen.