Elf, Cüce veya Hobbit: “İnsan Sadece İnsandır”

Umut ve kasvetin iç içe geçtiği bir evren… Elfler, cüceler, hobbitler ve pek tabii insanlar. İnsan kozmosunun kusursuz işlediği fantazya. Yüzüklerin Efendisi ile herkesin ilgisine mazhar olan J. R. R. Tolkien’in kaleminden dökülenlerin özeti. Kitap ve film uyarması milyonları o evrenin eşiğinden içeri soktu. Gel gör ki, yazarın, kurgu sistematiğinin yaşadığımız dünyayla paralelliği tartışılmaya devam ediyor. Lytard’dan ödünç alarak ifade edelim: “Dünya benzerliklerden oluşur.” Orta Dünya’nın fena halde gezegenimizin serencamından izler taşıması da kaçınılmaz.

Hobbit, Yüzüklerin Efendisi ve Silmarillion gibi fantastik kurgu eserleriyle tanıdığımız Tolkien’in uzmanlık alanı Anglo-Sakson dili ve edebiyatı. Filoloji birikimi kendisini hissettirir her kitapta. Sırasıyla hatırlayalım dilerseniz. Hobbit’te, Bilbo Baggins’in macerasını anlatır. Yüzüğün bulunuşuyla Orta Dünya’nın kapıları aralanır. Usta yazar, daha sonra Frodo Baggins ekseninde dönen, Yüzüklerin Efendisi serisine başlangıç yapar.

Orta Dünya, I. Dünya Savaşı Tasviri mi?

Kimileri, bütün hikâyenin yazarın savaş anılarından çıktığını iddia ediyor. I. Dünya Savaşı’nın iç parçalayan atmosferini bire bir yaşayan Tolkien, Lancashire Hafif Piyade Tugayı’nda yer aldı. Kâbuslarına savaş tahribatı da eklendi. Siper hummasına yakalandı. Hastanede uzun süre tedavi gördü. Düşünmeye vakti vardı. Ölen birinin ruhu üzüntüyle canlıların arasından uzaklaşır. Onu tehlikeli bir yolun beklediğini inanlar vardır. Cennette karşılaşacaklarını düşünen de. Ama kişinin ruhu “ölüler dünyasına” ulaşmıştır neticede. Savaş ve ölüm hakkındaki düşünceleri değişir genç Tolkien’in.  “Makinalı silahlar, daha fazla insanın ölümüne sebep oluyorsa, tetiğe basan insanın sorumluluğu neydi?” “Yüz binlerce can kaybı, onurlu savaşa dâhil miydi?” gibi muhtemel soruların, romanlarına eskiz olduğu düşünülüyor.

Yazar, reel dünyayı anlattığını kesin bir dille ret ederek aramızdan ayrıldı. Yalnızca, şahit olduklarının kalemine etki ettiğini kabul etmekle yetindi. Ancak ölümünden sonra G. Gavriel Kay’in çabasıyla oğlu Christopher Tolkien, Silmarillion kitabını yayınladı. Eser, filolog olan Tolkien’in beslendiği kaynaklar hakkındaki soru işaretlerini kısmen ortadan kaldırır. Fantastik edebiyatın usta ismi, 1968’de BBC’ye röportaj verir. Üzerine çalıştığı eser yayımlamaya ömrünün vefa etmeği Silmarillion’dur. Hobbit ve Yüzüklerin Efendisi hikâyelerinin geçtiği dünyanın kaynağı satır aralarından sızar. Tolkien, cüceler hakkındaki kafa karıştıran, “İnsan, sadece insandır.” cümlesinin de yer aldığı video, Çeviri Konuşmalar kanalında. Okunanın, beyaz perdeye yansıyanın yalın insan serencamı olduğunu düşünmek bakışınızı değiştirmeye yetiyor.

Bu içerik Süheyla Sancar tarafından yazılmıştır. 

 

Kısa Kısa Kitap: 01

Kitapkurtları! Sizin için birbirinden güzide 4 kitap seçtik ve #KısaKısaKitap incelemesi yaptık. ✍️ Haritadan hangi kitaba başlayacağınızı bulabilir, kitap detaylarını görmek için görselleri sırayla tıklayarak inceleyebilirsiniz. Keyifli okumalar! 📚

Instagram’da görüntülemek için buraya👈

 

Bir Görüşte Kitap: Kürk Mantolu Madonna

Kitapyurdu.com ve Bir Yudum Kitap işbirliği ile hazırlanan, Bir Görüşte Kitap serisi ile sizlere kitapları tanıtmaya devam ediyoruz.

Sabahattin Ali’nin “Kürk Mantolu Madonna” eserini bir görüşte tanımak için görselleri sırayla tıklayarak inceleyebilirsiniz. 📚☕️ #BirGörüşteKitap

Instagram’da görüntülemek için buraya👈

Dikey tasarımlı görseli incelemek için:

 

Seksen Bir İl Seksen Bir Roman

İlk satırda seyrü sefere çıkaran kitaplar vardır. Nalınları etrafa dağılan yaramaz çocuk gibi koşar gidersiniz peşinden. Bir bakmışsınız pamuk tarlasındasınız Çukurova’da. Bir bakmışsınız Kars’ta ayaz kesen bir otel lobisinde, sıkıntıdan patlıyorsunuz. Huzur ile Boğaziçi’nde salındınız misal kitap bitene dek. Mümtaz’ın Nuran kadar İstanbul’a da vurgun olduğu sır değil nihayetinde.

Kitaplara ve bu topraklara meftun her okurun aklından geçenleri sabırlı bir kitap kurdu fiile geçirdi bile. @aysenur isimli twitter hesabı uzun çalışmalardan sonra; Türkiye’nin roman haritasını çıkardığını ifade ediyor. Haritada bazı illerde kendi istediğiniz kitabı göremeyince hayal kırıklığı yaşayabilirsiniz. Misal “Hakkari’de Bir Mevsim”i haritanın güney doğu ribatına kondurulsun isteyebilirsiniz. Ama bakın Edgü’nün romanı “O” adıyla orada değil mi? Çalıkuşu’yla Bursa’ya oradan Zeyniler’e uzandınız bile.

Ankara’da Yakup Kadri’nin imzasını görünce tebessüm edeceğinizden kuşkunuz olmasın. Alıntılarla baş kentte buluyorsunuz kendinizi:  “Ankara; yalnız bu değil,” dedi. “Ankara, bizim için emsalsiz bir “energi” mektebi olmuştur. Sarp, yalçın ve çetin Ankara, içinde her rahattan mahrum olduğumuz, içinde zahmet, meşakkat çektigimiz Ankara, bize sabrı, tahammülü ve inkişafımıza engel bütün zıt kuvvetlerle geceli gündüzlü çarpışmayı öğretiyor…”


Karabibik İle Antalya’ya

Yaban İle Eskişehir’e

Cemo’nun yazgısını en son ne zaman düşünmüştünüz? Şimdi tam sırası, işte Tunceli’desiniz. “Hey! Huri! Zıpla görem… Gün çıkıyo be… Dihiy…’ diye bağırdı. Huri gözlerini yan açarak bir şeyler homurdandı. Sağ yanından sol yanına dönerek babasına sırtını çevirdi.” Karabibik’in şu yalın dilini anımsamaya bile vesile Türkiye’nin Roman Haritası.

Ancak projeyi hayata geçiren sanatçı, nesnel olmak iddiasını peşinen dile döküyor:” Haritayı ben hazırladığıma göre  benim seçtiğim romanlar olacaktır.” Sanatçının kendi çizimleriyle şekillenen haritadaki ufak tefek yanlışlıkların düzeltileceği aşikar.  Anadolu’da her beldeyle özdeşleşen nice kitap var. Sanatçı yalnızca seçmekte zorlandığını itiraf ediyor. Edebiyat manzumesi haritayı, şu adresten inceleyebilirsiniz. Sitede haritaya kondurulmuş romanlarla ilgili kısa tahliller de yer alıyor. Hangi şehire neden hangi romanın tercih edildiği anlaşılır hale geliyor. Romanların bazıları doğrudan o şehrin atmosferine geçtiği için tercih edilmiş. Bazılarının ise, kitabın baş kahramanın gönlünde taht kurduğu için seçildiğini görmek mümkün.

Tekirdağ, Mersin veyahut Karadeniz boylarını boynu bükük görünce üzülmeyin. Sitenin yapım aşamasında olduğunu hatırlatmış olalım.

Bu içerik Süheyla Sancar tarafından yazılmıştır.

Bir Görüşte Kitap: Sinekli Bakkal

Kitapyurdu.com ve Bir Yudum Kitap işbirliği ile hazırlanan, Bir Görüşte Kitap serisi ile sizlere kitapları en güzel şekilde tanıtmaya devam ediyoruz.

Halide Edib Adıvar’ın “Sinekli Bakkal” eserini bir görüşte tanımak için görselleri sırayla tıklayarak inceleyebilirsiniz. 📚☕️ #BirGörüşteKitap

Instagram’da görüntülemek için buraya👈

 

Çocuklara III. Dünya Savaşı’nı Yaşatmamak İçin…

Dünya tarihinin kritik dönemlerinde İngiltere’yi yönetmek herkesin harcı değil. Koşulları ülkesinin lehine çevirmesiyle ünlü Winston Churchill’in bir de ‘Nobel Edebiyat Ödülü’ var. Ödülü hak etmediğini söyleyecek kadar tarafsız. Edebiyat dünyasında değişimden endişe duyduğunu söyleyerek övgülere cevap verebilen bir yazar aynı zamanda: “İsmimin üzerine kazındığı madalya, 20. Yüzyıl dünya edebiyatında gerçekleşen olağanüstü bir şeye işaret ediyor… Gururluyum. Ama aynı zamanda şunu da kabul etmeliyim ki, beni seçme kararınız karşısında oldukça şaşkınım. Umarım doğru olanı yapmışsınızdır. Sizin de, benim de önemli bir risk aldığımızı ve bu ödülü hak etmediğimi düşünüyorum. Ancak sizin bu konuda bir endişeniz ya da şüpheniz yoksa benim de yok.”

Bir asra yaklaşan ömrüne kırk üç kitap sığdıran siyasetçi, Shakespeare’den sonra İngilizceyi en iyi kullanan yazarlar arasında zikrediliyor. Entelektüel birikimi, tarihteki ihtisasıyla hatırda kalan sayılı politikacıdan biri. II. Dünya Savaşı’nda ülkeyi yönetirken bine yakın tabloda ressamlığını da ispatlamış, sanatçı politikacıların başında geliyor.

Çok yönlü kişiliğine rağmen onu kültürel birikimiyle değil II. Dünya Savaşı’ndaki başarısıyla hatırlamak işten bile değil. Zira savaşın kaderini değiştiren hamlelerin beyin takımında yer alıyor. Stratejik hamleleri, diplomatik ilişkilere hâkimiyeti unutulur gibi değil. Özellikle Churchill’in 24 Aralık 1941’deki konuşması, ABD’nin savaşa girmesine yol açan Japonya’nın meşhur saldırısı Pearl Harbor’dan iki hafta sonraya denk geliyor. O tarihten sonra rüzgârın müttefikler lehine eseceği savaşta zaferin yakın olduğunu söylüyor başarılı politikacı. Çeviri Konuşmalar kanalı, bu defa yakın siyasi tarihe mercek tutuyor. Gülener Kırnalı’nın tercüme ettiği tarihi söylevden akılda şu cümleler kalıyor: “Eğer I. Dünya Savaşı’ndan sonra bir arada kalsaydık, güvenliğimiz için ortak önlemler almış olsaydık, bu lanet yeniden başımıza sarılmazdı. Bu felaketlerin üçüncü defa başımıza gelmemesi için bir şeyler yapmak, başta kendimize, çocuklarımıza ve perişan olmuş insanlığa borcumuz değil midir?”

Bu içerik Süheyla Sancar tarafından yazılmıştır.

Bir Görüşte Kitap: Saatleri Ayarlama Enstitüsü

Kitapyurdu.com ve Bir Yudum Kitap işbirliği ile hazırlanan, Bir Görüşte Kitap serisi ile sizlere kitapları en güzel şekilde tanıtmak istedik.

Ahmet Hamdi Tanpınar’ın “Saatleri Ayarlama Enstitüsü” eserini bir görüşte tanımak için görselleri sırayla tıklayarak inceleyebilirsiniz. 📚☕️ #BirGörüşteKitap 

Instagram’da görüntülemek için buraya👈

 

Kamusal Alan Hala Herkesin Değil

Kamusal alan tartışmaları Türkiye’de dar eksende sınırlı kalsa da toplumsal hayatın en mühim parçasından söz ediyoruz. Kimsenin dışında kalmadığı geniş mecra olarak idealize ettiğimiz bir kavram. Ancak bırakın pratiği, teori de dahi işin aslı bambaşkadır. Kavramın bize adres gösterdiği isim şüphesiz Jürgen Habermas. Pek tabii en bilinen eseri ‘Kamusallığın Yapısal Dönüşümü’ kitabı işin ABC’si. 1962 yılında ilk kez bu kavramı kucağımıza bırakan Habermas’tan başkası değil. Kitap kısa sürede taşları yerinden oynattı. Farklılıkları kabul edip bir arada yaşamayı savunanlar bu alana sağılmayacağını savundu. Toplumsal çeşitlikten yana olanlar, farklı olanın, ezilenin kendisine yer bulamadığı tanımlamayı ret etti.

Bugünkü tüm kamusal alan eleştirilerini, Habermas’ın attığı taşın hareleri olarak görmek mümkün. Politikadan sosyolojiye, hukuktan felsefe kadar uzandı tartışmalar. Yazar, on sekizinci yüz yılda eleştirel aklın hala var olduğunu savunur. Sonrası malumunuz. Otorite ile temas için aracı kurumların, Kamusal alanın da ortaya çıkışının bu yüz yıla denk gelmesi tesadüfle açıklanamaz. Henüz burjuva kamusal alanı kitle iletişim araçlarıyla zapt edilmemiştir çünkü. İnsanların katılımıyla belirginleşen, düşündükçe, fikir alış verişi yaptıkça tanıma kavuşan bir etkileşim sahası ortaya çıkar. Hala yüz yüze iletişim hâkimiyetini koruyordur. İnsanlar henüz, tartışmaktan vazgeçmemiş, fikirlerini yaymak için gazetelerin işlevine inanıyordur. Hatta ‘fikir gazeteciliği’ yazılı basının önemli ayağıdır henüz.

Kamusallığın Yapısal Dönüşümü
Jürgen Habermas
İletişim Yayınları

Habermas, ‘Kamusallığın Yapısal Dönüşümü’ kitabında, öncelikle her sınıfın değil burjuvanın kamusal alanından söz edildiğini zihinlere zerk eder. Onun da sadece on sekizinci yüz yılla anılabileceğini izah eder. Bir sonraki çağda her şeyin renginin değiştiğini söyler. Kitle iletişim araçları yaygınlaştıkça, sohbet, tartışma, bir arada yaşama kültürü silikleşir. Bu dönem, iletişim denilince habercilikten çok tecimsel medya anlayışın akla geldiğini de unutmamak gerekir ona göre. İletişim araçları reklamlar aracılığıyla tüketimi besler durur. Kumaşların eskimesi için tuzlu sularda bekletildiği koşullardan, “daha iyi hissetmek için daha çok harcamak gerekir” noktasına gelinmiştir. Sadece mutlu azınlığa özgü tüketim anlayışı, herkesi pençesine çoktan almıştır. Habermas, kitapta gazetecilikteki dönüşümü bilhassa derinlemesine irdeler. Politize olmaya teşne kitleler, aynı araçlarla artık apolitik hale gelmiştir. Bulvar gazeteciliğini, nam-ı diğer ‘sarı gazetecilik’ yükselir. Bilgi yerine dolaşıma giren ‘haz’dır. Avrupa ve Amerika’dan hareketle gazetecilikteki değişimin, kamusal alanı nasıl etkilediğini etraflıca tartışan Habermas, enformasyon yığınları altında ezilen toplumun özel alan, kamusal alan ayrımını yitirdiğini de hatırlatıyor. Bütün bunlar olup biterken, tartışmaya dâhil olamayan, öznesi olamayan geniş zümrenin, kamusal alanı henüz inşa edilmemiş olandır. Çeviri Konuşmalar kanalının Türkçe’ye tercüme ettiği videoda onun demokrasi ve kamusal alana ilişkin fikirlerinden bir kesit var.

Bu içerik Süheyla Sancar tarafından yazılmıştır.

2017 ISBN İstatistikleri Açıklandı

TÜİK (Türkiye İstatistik Kurumu) 2017 yılının ISBN (Uluslararası Standart Kitap Numarası) verilerini açıkladı. Dövize bağlı olarak yükselen baskı maliyetleri satış fiyatlarını devamlı yukarı çekse de artan taleple birlikte ISBN alınan materyal sayısı 2016’ya göre %10,8 fazlalaştı. Yayıncılar tarafından 2017 yılında; 58 bin 27 kitap, 212 elektronik kitap (DVD, VCD, CD), bin 767 web tabanlı elektronik kitap, 26 konuşan kitap (kaset, CD, DVD) ve 303 diğer olmak üzere toplam 60 bin 335 materyal için ISBN alındı.

Pastanın En Büyük Dilimi Eğitimin

Değişen sınav sistemleri ve sürekli yenilenen ders kitapları etkisiyle eğitim alanında hazırlanan materyaller pastanın en büyük dilimini oluşturuyor. 2016 yılına göre %16,6 artarak 17 bin 153’e ulaşırken aynı zamanda en fazla artış kaydeden birim oluyor.

E-Kitap’lara İlgi Düşük

Çıktığı dönemlerde basılı kitabın yerini alacağı söylenen E-Kitap’lara olan ilgi her sene azalıyor. Daha az maliyetli ve dağıtımı kolay gerçekleşen elektronik kitaplar yerine çoğu okur tercihini basılı kitaptan yana kullanıyor. Web tabanlı elektronik kitap sayısı 2016’da 2.697 iken 2017’de 1.767 olarak gerçekleşmiş. Bu %34,5’luk bir düşüş anlamına geliyor.

Popüler Tarihin Etkisiyle Kültür Kitapları Önde

Eğitimin dışındaki diğer alanlarda ise rekabet sürüyor. Birbirine çok yakın giden Yetişkin Kültür, Yetişkin Kurgu Edebiyatı ve Çocuk Kitapları arasında Kültür Kitapları az bir farkla öne çıkıyor. Özellikle son zamanlarda TV dizi-filmleriyle kitlelerin ilgisini üzerine çeken popüler tarih kitaplarının bu kategori altında yer almasının payı büyük. 2017 yılında yayımlanan eğitim dışında kalan materyallerin %19,1’i yetişkin kültür, %16,6’sı çocuk ve ilk gençlik, %16,3’ü yetişkin kurgu edebiyat, %13,5’i akademik, %6,1’i ise inanç konulu.