Kısa Kısa Kitap: 07

Kitapkurtları! Sizin için birbirinden güzide üç kitap seçtik ve #KısaKısaKitap incelemesi yaptık. ✍️ Haritadan hangi kitaba başlayacağınızı bulabilir, kitap detaylarını görmek için görselleri sırayla tıklayarak inceleyebilirsiniz. Keyifli okumalar! 📚

Kitapları detaylı incelemek için buraya👈

Instagram’da görüntülemek için buraya👈

 

En çok kitap yayımlayan ülkeler hangileri?

UNESCO’nun yıl boyunca dünya çapında yayımlanan kitap sayılarını ülke ülke ayırdığı son verilerle infografik bir çalışma hazırlandı. 123 ülkenin yılda toplam 2.2 milyon kitap yayımladığı görülüyor.

Ebookfriendly.com’dan Peter Kowalczyk: “Hangi ülkelerde en çok kitap okunduğunu zaten biliyoruz. Ama okuma alışkanlıklarını her ülkede yayımlanan kitap sayısıyla karşılaştırmak ilginç olmaz mıydı?” diye soruyor.

Yılda 100 bini aşkın kitap yayımlanan ülkelerin kırmızı renkle sergilendiği, 50-100 bin arasının turuncu, 10-50 bin arası ülkeler için açık yeşil için ayrıldığı liste ve görsel için ‘yalnızca dünya çapında yayıncılığın genel fikrini’ verebileceğini söylüyor.

Her şeyden önce, farklı ülkelerden karşılaştırılabilir rakamlar toplamak son derece zordur. Verilerin elde edildiği yıllar 2015 ve 1991 yılları arası. Ayrıca, yenilenmiş baskıları yeni yayımlar olarak sayıp saymayacağınız konusu her zaman tartışmalıdır.

Sonuçlara şaşırdık mı?

Şimdi kitap sayılarına geri dönelim. Listenin en başında ABD ya da İngiltere değil Çin var! 2013 yılında Çin’de yayınlanan kitap sayısı 440 bin. Yani İngiltere’den iki kat daha büyük.

Okuyucuların kitaplarla en çok vakit geçirdikleri ülkeler Hindistan, Tayland ve Çin.

 

Ülke başına yıllık olarak yayımlanan kitaplar

Asya ve Orta Doğu:

Asya ve Orta Doğu’da en iyi 3 ülke:

Çin – 440.000

Rusya Federasyonu – 120,512

Hindistan – 90.000

 

Kuzey ve Orta Amerika:

Kuzey ve Orta Amerika’daki en iyi 3 ülke:

Amerika Birleşik Devletleri – 304.912

Meksika – 23,948

Kanada – 19,900

 

Güney Amerika:

Güney Amerika’daki en iyi 3 ülke:

Arjantin – 28.010

Brezilya – 20,792

Kolombiya – 13,294

 

Avrupa:

Avrupa’da en iyi 3 ülke:

İngiltere – 184.000

Almanya – 82.048

İtalya – 61,966

 

Afrika:

Afrika’daki en iyi 3 ülke:

Mısır – 9.022

Güney Afrika – 5.418

Nijerya – 1,314

 

Avustralya:

“Akıl Oyunları Hayatımı Tam Olarak Anlatmıyor.”

 

Sekiz dalda Oscar Ödülü’ne aday gösterilen Akıl Oyunları’nı izleyici için eşsiz kılan isim, Amerikalı dahi John Nash. Onun hayat öyküsüne dayanan senaryo, şizofreni gerçeğiyle yüzleştiriyordu izleyicisini. Toplumun kenarına itilen, gündelik hayatın içinde çoğu zaman yok sayılan şizofrenlerden biri değil Nash. O iyileşmeyi başarmıştır. Kendisi de bu durumun onu ilginç kıldığı kanaatinde: “Akıl sağlığı bir defa kaybedildiğinde geri kazanılan bir olgu değil. Bu konuda destek veren yapıların daimi müşterisi oluyorsunuz. Ekonomik özgürlüğünüzü yeniden kazanmak söz konusu değil. Bendeyse bu böyle olmadı. Akıl sağlığının iyileşmesi söz konusu.”

O henüz yirmi bir yaşındayken yazdığı “oyun teorisi” başlıklı teziyle bilim çevrelerini etkileyen, peşi sıra Nobel Ekonomi Ödülü’nü alan ünlü bir matematik dehası. Oyun kuramı ve diferansiyel geometri alanında çok önemli başarılara imza atmış ünlü matematikçi John Nash sadece akıl almaz akademik başarısıyla özetlenemez. Zekâsını soğuk savaş döneminde ABD ordusu adına şifre çözücü olarak da çalışarak da ispatladı Nash.

Şizofreniyle İkinci Savaş: “Oğlum Akıl Hastası”

 Bütün bu başarılara imza atarken onun ardından gölge gibi takip eden şizofreniyle mücadelesini filmi izleyenleriniz hatırlayacaktır. 1959’da, ruhsal bozukluk belirtilerini açıkça göstermeye başlamıştır. Git gide seyrini artıran hastalık onu sonunda hastanede yatmaya mecbur bırakır. Paranoid şizofreni teşhisiyle ruh hastalıkları hastanelerinde senelerini geçirir. Nash Akıl Oyunları’nda gördüğü sanrıların gerçeği yansıtmadığını açıkça ifade ediyor. Özellikle hayali oda arkadaşı, kendisinin hastalık seyrinde yaşadığı bir durum değil: “Olmayan kişileri sesleri ruhlar… Bunları filme yansıtmak mümkün değil. Bu yüzden, Filmde görülebilen biri gösterilirse, izleyicinin anlaması daha kolay oldu.”

Tedavi olumlu yanıt verdiğinde sene 1970 olmuştur. Akademik kariyerine geri dönebilmek için on sene daha beklemek gerekir ne yazık ki. 1980’lerin ortasında öğrencilerine kavuşur John Nash.  Onun hayatının kilometre taşlarından biri de Alicia Larde ile tanışması. Massachusetts Institute of Technology’de profesörlük yaparken öğrenci olan güzel hanımefendiyle kısa sürede birbirlerine aşık olup evlenirler. Henüz hastalık belirtilerini göstermemiştir. Ama teşhis konduğunda da Alicia için bir şey değişmez. Hastalıkla savaşında onunla mevzilenmekten geri durmaz Alicia. Desteği ve ilgisiyle Nash kariyerini yeniden kazanır. 2015 yılında hayata gözlerini yuman Alicia bir ömür en büyük destekçisi olur eşinin.  Nash çiftinin evlatları Johnny de ne yazık ki paranoid şizofren. Kendisinin geçtiği yollardan geçen oğlu için ünlü matematikçinin söyleyecek çok şeyi var. Çeviri Konuşmalar ve Kitapyurdu.com işbirliğiyle Türkçeye çevrilen konuşmasında Nash, Akıl Oyunları filminden, senaryonun kendi hayatını ne ölçüde yansıttığından bahsediyor.  Oğlunun rahatsızlığından bahsederken, kurduğu cümle şizofreni ile otuz yıl süren savaşının oğlunun hastalığı dolayısıyla yeniden başladığını anlıyorsunuz: “Şu an akıl hastası değilim. Herhangi bir ilaç kullanmıyorum. Ama oğlum maalesef akıl hastası, ilaç, terapi aşamasında. Bunun nereye varacağını biz de bilmiyoruz. ”

Bu yazı Süheyla Sancar tarafından yazılmıştır.

Kanadı Kırık Melek Hayaline Bir Adım Daha Yaklaştı

Kitapyurdu.com, şair ve yazar Rukiye Türeyen’i ziyaret ederek “Kanadı Kırık Melek’in Kanadına Takılanlar”ın satış kazancının tamamını kendisine teslim etti.

Tutunmanın zor olduğu bir dünyada hayata tek parmağıyla tutunmayı başarmış bir yazarın kaleminden çıktı “Kanadı Kırık Melek’in Kanadına Takılanlar”. Günde üç saat uykuyla iki senede tamamladığı eserini yazarken bir amacı vardı Rukiye Türeyen’in, annesine ev alacaktı. O hayale bir adım daha yaklaşıldı. Kitapyurdu, kitabın ilk yirmi binlik satış kazancının tamamını Türeyen’in hayalini gerçekleştirebilmesi için kendisine teslim etti.

O bir süredir herkesin dilinde. Kitabı çok satanlardaki yerini koruyor. Sevenlerinin mesajlarına, telefonlarına yetişemiyor. Eli kalem tutan herkesin hayal ettiğinin de ötesinde sevgi seliyle karşı karşıya. Haberciler sürekli çekim için kapısını çalıyor. Bizi de Sakarya’daki evinde güler yüzle karşılıyor. Konu okumak ve yazmak olunca coşkusu hiç eksilmiyor. O kadar yoğun ki, ikinci kitabının henüz dört hikâyesini yazabilmiş. Haziran ayında çıkarmayı planladığı kitap için günde üç saat uykuyla yetiniyor. Devamlı, okuyor, düşünüyor ve yazmaya çalışıyor. Üç yaşındayken geçirdiği menenjit sebebiyle yüzde doksan dokuz engelli olduğunu söyleyen raporu hatırlayınca gülümsüyor. “Kanadı kırık Melek’in Kanadına Takılanlar”dan elde edeceği gelirle annesine güzel bir ev almak isteyen Türeyen, hayaline bir adım yaklaştı. Kitapyurdu.com olarak yazarın ilk yirmi bin adet kitap satışının kazancının tamamını kendisine teslim ettik. Düşlerine yaklaştığını hisseden herkes gibi onun da gözlerinin içi gülüyor ve sevincini paylaşıyor: “Ben güzel iş yaptığımı biliyordum. İnsanın her zaman o güzelliği yayacak insanlara ihtiyacı olur. Bundan dolayı kitabımı canından dişinden artırıp satın alanlara, kitabımın gelirini bana sunan Kitapyurdu’na teşekkür ederim. Adım atmak çok önemli. İlk adım atıldı. Ben ömrüm oldukça yazacağım. Okumaya devam etsinler.”

 

“En Sevdiğim Yazar Kahraman Tazeoğlu”

“Gününüz nasıl geçiyor?” türünden sorular sormak anlamsız. Türeyen, ziyaretimiz esnasında da sürekli bir şeylerle meşgul. Sosyal medyayı aktif olarak kullanıyor, blog yazıyor, arta kalan vaktinde de kitabıyla ilgili gelişmeleri takip ediyor. Yeni çalışmasından söz açtığımızda gözlerindeki ışık daha artıyor. Bu sıralar Kahraman Tazeoğlu kitaplarını okuduğunu ifade ediyor yazar. Bir gün kendisiyle tanışmayı çok arzu ettiğini söylemeden edemiyor.

Yazarların en büyük sıkıntısı zaman zaman hayal gücünün zayıflamasıdır. Ama Türeyen’in üretmekte sorun yaşamadığı her halinden belli. Şimdiden üçüncü kitabın planını yapmış. Sadece kaburgasındaki ağrı onu biraz zorluyor. Yazı yazabilmek için koluna çok yüklendiği için acıya katlandığını anlamak zor değil. Azmin gücünü gösteriyor hepimize: “Her insanın yapabileceği bir şey vardır. Şükürler olsun, düşünme ve yazma yeteneğim var. Boş durmak neden isteyeyim ki, insan engelliyim deyip kenara çekilmemeli. Kitabımda da yazdım. Kendine inanmazsan sana kimse inanmaz.”

Bu yazı Süheyla Sancar tarafından hazırlanmıştır.
 
 

Bir Görüşte Kitap: Martı Jonathan Livingston

Kitapyurdu.com ve Bir Yudum Kitap işbirliği ile hazırlanan, Bir Görüşte Kitap serisi ile sizlere kitapları tanıtmaya devam ediyoruz.

Richard Bach’ın “Martı Jonathan Livingston” isimli eserini bir görüşte tanımak için görselleri sırayla tıklayarak inceleyebilirsiniz. 📚☕️ #BirGörüşteKitap

Instagram’da görüntülemek için buraya👈

 

Hem Bab-ı Ali’de gez hem de kargo bekleme

Her gün binlerce kitabın okuyucuya ulaştığı Kitapyurdu.com’un onlarca teslimat noktası bulunuyor. Kargo beklemek istemeyen kitapkurtları bu noktalardan paketlerini kolayca alabiliyor. İstanbul’un kalbi sayılan Tarihi Yarımada’nın gölgesinde Cağaloğlu’nda da teslimat noktası bulunuyor. Aslında kitapla buluşmanın en kolay yolu Kitapyurdu.com’un kurulduğu ilk yerdeyiz. Yayın sektörünün de kalbi burası. Cağaloğlu’nda Güzel Sanatlar Sokağı’ndaki ofis, aynı zamanda bir teslimat noktası. Kitapkurtları burada hem kitaplarına kavuşuyor, hem de Bab-ı Ali’nin havasını soluyor.

Kitap denilince akla ilk gelen yer Cağaloğlu. Namı diğer Bab-ı Ali, yayıncılığının kalbinin attığı yer. Sabahın erken saatlerinde başlayan koşturmayla geçiyor Cağaloğlu sakinlerinin günü. Matbaadan çıkan kitabın sevinci, kitapevlerine, Anadolu’ya, fuarlara gidecek kitapların telaşı birbirine karışıyor burada. Kitapyurdu.com tam da bu coşkunun ve heyecanın içinden doğdu. Cağaloğlu, Güzel Sanatlar Sokak’taki ilk adresinde kitap kurtlarına “merhaba” dedi, Kitapyurdu.com.

Şubede bugünlerde başka bir hareketlilik göze çarpıyor. Kargo beklemek istemeyen okurlar, paketlerini Cağaloğlu şubesinden alıyor. Hem vakit kaybetmiyorlar hem de kitabın serüvenine, Cağaloğlu’ndaki telaşa şahit oluyor. Kitapyurdu.com Cağaloğlu şubesi en hareketli teslim noktalarından biri. Mesai saatleri içinde kalabalık hiç eksik olmuyor. Zaman zaman birbirini bekleyen kitap kurtlarına bile rastlamak mümkün. Bölgede çalışanlar, öğrenciler, Fatih meskunları bu adresi tercih ediyor.

Burası kargoyu teslim alırken ödeme yapabileceğiniz noktalardan bir tanesi. Özellikle öğrenciler, bu sebeple burayı tercih ettiklerinden söz ediyor. Cağaloğlu teslim noktasında, okurlara zaman zaman küçük sürprizler yapıldığını söylemiş olalım. Paketinizi alırken, bir kitabınız daha olursa şaşırmayın.

Bu yazı Süheyla Sancar tarafından hazırlanmıştır.

Bir Görüşte Kitap: Çavdar Tarlasında Çocuklar

Kitapyurdu.com ve Bir Yudum Kitap işbirliği ile hazırlanan, Bir Görüşte Kitap serisi ile sizlere kitapları tanıtmaya devam ediyoruz.

Jerome David Salinger’in “Çavdar Tarlasında Çocuklar” isimli eserini bir görüşte tanımak için görselleri sırayla tıklayarak inceleyebilirsiniz. 📚☕️ #BirGörüşteKitap

Instagram’da görüntülemek için buraya👈

 

İcra

Polis olmayı isteyen çocuk çoktur. Dik yürüyen gururlu bir doktor olmayı isterler, futbolcu, avukat falan… Onlar daha çocuktular, ben değildim. İcra memuru olacaktım. Çok defa icra memurlarıyla karşılaşmış bir çocuk olarak, asıl kralın icra memuru olduğunu biliyordum. Bir defa, her an her yerden çıkabiliyorlardı. Aniden. Yoktan var olabilen, uçabilen bir kahraman gibiydiler. Kapı duvar nafile! Durulamıyordu karşılarında. “Baban evde mi?” ile başlayan, sonra sadece rakam konuşan gizemli tiplerdi:”Yaz, 80 TL!”

Nereden çıkıp geldiklerini bilmiyordum. Kapıyı çalıyorlardı. Merdiveni kullanıyorlardı. Yüzlerce ayak ve etten oluşan bir bizon sürüsü gibi, gürültülü homurdanışlar ve sert adımlarla kapının ardında belirliyorlardı. Ama başka dünyadan gibiydiler. Bu dünyanın kurallarına ait olmayan halleri vardı. Duygulardan etkilenmiyorlardı. Salya sümük ağlaşan zırlaşan konu komşunun içinden geçip hedefe ilerliyorlardı. Rahatlardı. Bir tarzları vardı. “Bu tablo orijinal mi?” “Hayır orijinal değil ama manevi değeri var yazmayın onu lütfen” “Yaz 120 TL”

Üslerini merak ediyordum. Nerede birikip dağılıyorlardı. İnsanın aklı almıyor! “Yaz 200 TL!” para mesele değildi, neyi istiyorsa alabilirlerdi sadece oturup konuşmak istiyordum onlarla. Ben tavuk severdim. Onların yemek yer gibi halleri yoktu. Özellikle bu sonuncu! En iyisi! Temiz giyiniyordu. Jilet gibi! Bıyıkları vardı. Çok bıyık gördüm. Onunki konuşurken oynamıyordu! “Bu kapı kapalı mı? Açalım lütfen” Işıklar onun üstündeydi. Olayın merkezindeydi. İlgi odağıydı! Işıl ışıl! Sahne… Şarkılar… Ve şimdi! Oyununu oynuyor, hareketini çekiyordu! Gururlu! Seri! Emin! Ne tavır! Ortalarda dolanıyor, aniden bir ıvır zıvırın önünde duruyor. Bir zaman, kısa bir zaman… Dik… Kıpırtısız… Öylece bakıyor. O an zırlaşmalar kesiliyor. Etraftakilerin nefes alışverişlerini duyuyorum. Duvarların ardındaki hayatı… Ortamdaki bir iki duruş değişikliğini… Ve ıvır zıvıra uzanan dik kolu veriyor kararını…. Ağzı bildiriyor… Bıyıklar sabit! “Yaz 20 Lira!”

Çevresindeki güruhtan homurtular, cıvıldamalar, “ama yapmayın”lar, ağlayışlar, “bırak onu”lar, “Ayağım!” “Çekiştirme”ler. Enteresan bir havaydı. Ondan nefret ediyor gibi bakıyorlardı. Başka bir açıdan bakıldığında onunla gurur duyuyor gibiydiler. Aşk ve nefret! Şiddet ve merhamet! Öfke ve dinginlik! Kalabalık karışıyordu, yoğruluyordu! “Yaz 240 TL!” Tekerlek gibi dönüyorduk. Apartman sakinleri, sakin duramayanlar, meraklılar, daha iyi bir işi olmayanlar, işi olmayanlar! Toplumdan hariç yeni bir toplum kuruluyor gibiydi! Farklı algıları olan yeni bir toplum! Yeni bir düzen! Yeni bir din! “Dolabın arkasındaki nedir?” Bir tufan! Bir kasırga! Kavga… gürültü… küfür…itiş kakış… Bir doğa olayı! Evin içinde dolanan bir hortum! Oradan oraya çarpıp duruyordu. Tüm evi talan edip bomboş bırakana kadar, çatal, bıçak, klozet örtüsü, bir şeyin kumandası, buz dolabı ne varsa içine çeken bir hortum! Yaşamın yok olduğu ve yeniden var olacağı bir toz bulutu! Bir yok oluş ve yaratılış destanı! Neyim var neyim yok gidiyor! Arada sağa sola sıkışıp kaybolmuş eşyalar ortaya çıkıyor! “Aa ordaymış!” sırlarımız ortaya saçılıyor! Kendimi çıplak hissediyorum. Arkası görünüyor gibi. Ne varsa toplanılıyor. Onca yıllık istif! Ayak bağı! Tozunu al dur! Hortum gevezelikle dönüp duruyor: “Yaz 350 TL!” Daha yüksek rakamlar söylenince kalabalıktaki homurtu yükseliyor. Gururlanıyoruz. “onu 480 TL’ye aldım, lütfen!” “Yaz 60 TL!” Fiyatı alanın belirlediği bir ticaret! Bir çılgınlık! Batan, yanan, patlayan ne kadar felaket varsa yaşamış bir geminin malları bunlar! Bir bilgin! Her şeyin değerini biçebilen bir guru! 3. icradan sonra tüm hukuki terimleri, uygulamayı biliyordum. Ama avukat olmayacağım! Ne hâkimi! “yaz 10 TL!” Hortumun hızı kesiliyordu. Eşya kalmamıştı artık. Değer biçilemeyen birkaç yırtık, dökük kırık eski… Hortum bir iki duvarda sektikten sonra kapıya yöneldi. Kapının girişinde sarı bisikletim ve hemen onun biraz uzağında, kapının dışında, apartman duvarına yaslı kardeşimin kırmızı bisikleti. “Seni seviyorum, ama o olmaz!” demedim icra memuruna. “Yaz 50 TL!” Bıyıkları kıpırdamıyordu gerçekten. Kolu bu defa kırmızı bisiklete uzandı. Sessizlik vardı tekrar ama “onu alamazsın, komşunun o” dedi birden annem. Homurtu “evin dışında o” dedi birlikte. İcra memuru dikti. Ama titriyordu! İnsan olabilir miydi? Kolu büküldü. Bisikletin uzağındaki bir noktaya dikildi gözleri. Birileriyle haberleşiyor olabilir miydi? Bisiklete baktı tekrar. Bir fiyat söylemedi. Bizon sürüsü olarak merdivenleri inmeye başladılar. Hortum kesildi. Bir iki kötü gün sever takıldı biraz daha. Annem eve girdi. Ben kardeşimin kırmızı bisikletini ve kardeşimi alıp karşıdaki okulun bahçesine gittim. Hala binmeyi öğrenememişti.

Boş evlerde yaşamak zordur. Ama kısmen eğlencelidir. Babanız sizden uzağa, o odadan o odaya kaçamaz mesela. Eşyasız evde varlık ve yokluk çabuk fark ediliyor. İnsan saklayamıyor elini kolunu gövdesini bir yerlere. Bir de Beşiktaş maçlarını takip etmek zor. Allah’tan sokağın solumuzdaki tarafı Beşiktaşlıydı da balkonda bağırışlarından takip edebiliyordum skoru.

Sonraları çok yıllar geçti. Borçlu ve alacaklı oldum. Borçlu olduğum daha çoktur. İcra memurları… Sonraları daha çok memur tanıdım. Elbette işini yapıyorlar ama sizin için oldukça duygusal bir zamanda meseleyi iplemeden, kafa olarak orada olmayan o memurlar gözümde her zaman tanrı gibiydiler. Yakınlarınızın saçma sapan bir kazada öldüğünü bildiren o memurlar, hayatınızı bitirecek bir vergi cezasını sıkıntısız ileten memurlar, ceza kesen, para tahsil eden, yürüyen, alıp veren, söyleyip giden memurlar… Olayı bir yerden bir yere taşıyan memurlar… Hayatı akıtan memurlar… Asıl meseleyle pek ilgisi olamayan ama mutlaka lazım memurlar… Tornavidadaki lastik sap, kapıdaki menteşeler… Arabanın motoru… En lazım parça! Ve icra memurları… Devletin ve hayat denilen bu oyunun gerçekliğini sağlayan memurlar…

Ve insanlar… Çoğunun icra memurlarından bir farkı yoktu! Ne zaman çok şeye sahip olduğumu düşünsem aniden çekip giden ve neyin varsa almayı deneyen çoktur… Biraz da bunun iyi bir şey oluğunu fark ettim. Bu sayede rahatladım. İçim boşaldı. Bana geniş bir alan bırakıyorlardı gidenler. İcra memurlarıyla büyümüş bir çocuğu yokluğunuzla korkutamazsınız. Sıfırı tüketmeyi bilen birine varlığınızdan bahsetmeyin. Neye sahip olduğunuzu ve neye hakkınız olduğunu düşünüyorsanız alıp gidin. Değerini biçin, yazın çizin, hesaplar yapın ve toplanıp gidin. Tersini becermeleri pek mümkün olmuyor. Giderken yalnızca kendini götüren inanları sevmeye devam etmeli… Her şeyi alıp gidebilir diğerleri. Ne varsa! Eldivenler… Elbiseler… Umutlandıran anlar… Kumandalar… gülümsemeler falan… Yalnız bazen düşünüyorum da her icrada bir çocuğun eşyası kurtulmalı sanırım. Alınıp gidenlerin ardında bir çocuk bisikleti kalmalı mesela… Her şeyi alıp giden icra memurları, sevgililer, dostlar, bitmeyen o kasırgalar, insanda gülümseyen bir çocuk bırakmalı…

Bu öykü Koray Biber tarafından kaleme alınmıştır.

Telefonda Sevdikleriniz Pakette Kitaplarınız

İstanbul’un en kalabalık ilçelerinden biri Beşiktaş. Gün içindeki hareketlilik hiç eksilmez. Buluşmalar, yürüyüşler, alışverişler derken sokakları dopdolu oluyor. Kitapçıların da eksik olmadığı ilçede Kitapyurdu.com’un bir teslimat noktası bulunuyor. Üstelik Beşiktaş’ın merkezinde, Büyük Beşiktaş Çarşı’nda Yescall Shop’ta kitapkurtlarının işini kolaylaştırıyor.

Alışveriş tutkunlarının çok iyi bildiği çarşıdaki PTT’nin hemen yanı başında yer alıyor Yescall Shop. Uzaktaki sevdiklerine ulaşmak isteyen, büyük kargo şirketlerinden iflahı kesilen Tufan Kibar’ın kapısını çalıyor. İşletmenin sahibi Kibar, on beş yıldır insanları birbirine yakınlaştırıyor. Göçmenler, gurbete çalışmaya gelenler, öğrenciler… Şimdi bir de kitap severleri ağırlıyor. Kitapyurdu’ndan sipariş verenler kargoyu beklemeden buradan teslimatı sağlıyor. Kibar, günde yaklaşık kırk kişinin kitabına kavuştuğunu söylüyor. Bu sayı günden güne artıyor.

“Ucuz Kitaplar Sahafta Değil”

Yurt dışında uzun süre kalan Tufan Kibar, insanların geride bıraktığı sevdikleriyle iletişim kurmakta ne kadar zorlandığını yaşayarak görmüş biri. İletişim noktası açma fikri de buradan çıkmış zaten.  Zamanla kargo, uluslararası para transferi gibi kalemleri de eklenmiş.  Son olarak Kitapyurdu.com ile işbirliği yapan Yescall Shop artık çok daha hareketli günler geçirdiğini ifade ediyor. Kibar: “Kitapları hemen okumam lazım diyen bir kitle var. Onlar sık sık geliyor. Simaları görünce tanıyorsunuz. Hemen paketini alıp dükkandan çıkmadan açıyor. O telaşeyi görmek bana yetiyor.”

Tufan Kibar, kendisi gibi okumaya gönül verenlerle tanışmaktan oldukça memnun. Öğrencilerle bol bol sohbet eden Kibar, bir anısını şöyle aktarıyor: “Geçenlerde bana gelip öğrenci bütçesine göre kitap bulacak yer soranlar oldu. Ben de ikinci el de satan sahaflara yönlendirdim. Üç-beş liraya kitap bulunur diye düşündüm. Birkaç saat sonra geri geldiler. ‘Kitapyurdu’yla karşılaştırdık. Orası sahaftan daha ucuz’ dediler. Ben de gülerek,  ‘Bundan sonra soranlara o adresi veririm’ dedim.”

Bu içerik Süheyla Sancar tarafından hazırlanmıştır.