Eleştiri: Yanı Başımızdaki Dünya: Huzursuzluk

Zülfü Livaneli romanları kendi okuyucusunu yaratmasının yanı sıra onları 21. Yüzyılın göz önünde ama gözden uzak hikâyelerine taşıması yönüyle de önem taşıyor. Geçmişi aklıselimle değerlendirmek ya da geleceğe dair isabetli saptamalarda bulunmak hepimiz için muhtemel fikir eylemleridir. Fakat bugünü anlamak ve onu geçmiş ve gelecekle birlikte işleyip özümsemek, bilgi kirliliği ve dezenformasyon ortamında zaman zaman güçleşir. İşte bu noktada çağın hikâye anlatıcıları, söz ustaları devreye girer. Zülfü Livaneli toplumsal birikimini bu noktada öyle isabetli kullanır ki romanlarını okurken belleğinizde bambaşka bir pencere açılır.

Usta yazar son romanı Huzursuzluk ’ta Ortadoğu’nun kanayan yarasını yaşamlarımıza yaklaştırıyor. Yüzyılın serencamı, karşısında çaresiz kaldığımız acılar ve güncel bir tanıklık Huzursuzlukta bizlere Meleknaz’ın içler acısı hikâyesiyle ulaşıyor.

Roman, bir gazetecinin Mardin’de çocukluk arkadaşının ölümünü araştırmasıyla başlıyor. Mardin’den Amerika’ya uzanan bu gizemli hikâyenin içinde hem oradaki toplumsallığa tanık oluyor hem de dinler tarihinde zihni besleyen bir yolculuğa çıkıyorsunuz. Bunda elbette Zülfü Livaneli’nin yazarlık ve gazetecilik deneyiminin ve bunca yıllık birikiminin katkısı büyük.  

Huzursuzluk varoluşun temel taşını oluşturan kavramlardan biri. Bireysel olarak insan doğasını harekete geçiren bu duygu roman boyunca toplumsal bir kavrama dönüşüyor ve romanın insanı derdine ortak eden olay örgüsü böylece kuruluyor.

Zülfü Livaneli bu kez farklı bir üslup deneyimlemiş. Genellikle romanlarda kullanılan, her şeyi bilip okura aktaran Tanrı-anlatıcı yerine olaylar, tanıklarına sorularak, onların dilinden öğreniliyor ve böylece gerçek parça parça birleştirilerek bütünleştiriliyor. Belki de bu tanıklık deneyi sayesinde Huzursuzluk ’un hikâyesi okurun kafasında sarsılmaz bir yer ediniyor. Romanın alametifarikası okurun zihninde kayıp giden pürüzsüz akışında; sarih, lekesiz ve biricik bir anlatımla okura ulaşmasında yatıyor.

Kitabın girişindeki alıntı, sizi derinden sarsacak sarsıcı olayların habercisi niteliğinde. Metin boyunca okurun his dünyasına nokta atışı yapan altı çizilesi alıntılarla Livaneli, bizi sevda ile acının, savaş ile mücadelenin, dünün kadim bilgisiyle bugünün birleştiği yerçekimsiz bir dünyaya götürürken, Doğu ile Batı arasındaki dengeyi ve aydın sorumluluğunu da sorguluyor.

Romanın kişide okuma isteğini perçinleyen bir diğer özelliği ise, bölüm başlıklarıyla öykünün gidişatı arasında kurulan uyumlu yakınlık. Karakterlerin tanıklıklarıyla ilerleyen romanda aradan çekilen yazar, bizi zihnimizden asla izi silinmeyecek bir gerçeklik duygusuyla ve karakterlere karşı gelişen önlenemez bir yakınlık duygusuyla baş başa bırakıyor.

Huzursuzluk ’ta ancak yaşayanın anlayacağı toplumsal yaralardan söz açıyor Livaneli. Zira bu kadim toprakların yazgısı ona uzaktan bakanın anlayamayacağı, içine girmeden, kokusunu, derdini, çığlığını birebir hissetmeden yakınlık kuramayacağı türden. Fakat bunu yaparken metinle mesafesini öyle iyi kuruyor ki ajitasyona, sulu zırtlak bir iğdiş edilmişliğe yer bırakmıyor. Satırları takip ederken karakterlerin yaşadığı acıya ortak olma, onları anlama, kederlerini tahmin etme çabasına giriyorsunuz ki bir romanın her çağda önemli bir misyonu böylece yerine gelmiş oluyor. Yapaylıktan, yazarın karakterlerle, karakterlerin metinle, metnin okuruyla arasında örülmüş duvarlardan eser olmayan tertemiz, duru, yalın ve yakın bir roman Huzursuzluk.

Yer yer, coğrafyaya dair meseller, dizeler ve sözlü tarih alıntılarıyla canlanan Huzursuzluk, kitap bittiğinde okuyanı, acının mesafesiyle ilgili düşünmeye de sevk ediyor.

Yine kitaptan bir alıntıyla bitirelim:

“Beni alıp tekrar karnına soksan bile koruyamazsın anne!” 

Bu yazı Çiğdem Aldatmaz tarafından yazılmıştır.

 

Sakıp Sabancı Müzesi’nin Kitap Sanatları ve Hat Koleksiyonu’nu gördünüz mü?

Kitap Sanatları ve Hat Koleksiyonu, İstanbul Emirgan’da bulunan Sakıp Sabancı Müzesi’nin kalıcı sergisi ile ziyaretçilerle buluşuyor. Bu koleksiyon, Sakıp Sabancı’nın Sultan II. Mahmud’un yazmış olduğu bir levhayı almasıyla şekillenmeye başladı ve daha sonra satın alınan özel koleksiyonlar ile büyümeye devam etti.

Emirgan’da bulunan Atlı Köşk’ün üst katlarındaki odaların ev sahipliği yaptığı Kitap Sanatları ve Hat Koleksiyonu’nda, sanatlı elyazması Kuran-ı Kerim nüshaları, dua kitapları, Osmanlı hattatlarının ayet, hadis ve güzel sözleri farklı hat karakterleriyle yazdıkları kıt’a, murakkaa ve levha halindeki hüsnühatları, tuğralı ferman ve beratların da bulunduğu resmi belgelerin yanı sıra hattatların yazı araçları da sergileniyor.

Müze’nin koleksiyonundan seçilmiş bazı eserler Müzenin dijital koleksiyonundan 7 gün 24 saat görülebiliyor. Müze, tüm koleksiyonu görmek isteyen ziyaretçilerini ise Salı, Perşembe, Cuma, Cumartesi, Pazar günleri 10.00-18.00 arasında, Çarşamba günleri ise 10.00-20.00 arasında ağırlıyor.
Görseller

Eleştiri: Kumların Büyük Sessizliği

Kumların Kadını romanıyla ülkesinde büyük ses getiren yazar Kobo Abe Türkçe okurlarıyla buluştu. Yazar için varoluşçu edebiyatın mirasını günümüze başarıyla taşıdığı yönünde övgüler var. Japonların Kafka’sı olarak nitelenen Kobo Abe, okura bir kaçış öyküsü eşliğinde insanın toplum içinde yaşadığı sıkışmayı son derece yerinde metaforlarla aktarıyor.

Böcekler hakkında araştırma yapan kahramanımız nadir bulunan bir böcek türünü incelemek için yıllık izninin üç gününü geçirmek üzere, tuhaf bir kasabaya gelir. Kasabaya ayak basar basmaz onu karşılayan karamsar ve esrarengiz hava kendisini kurbanı olacağı olaylara sürükleyecektir. Kum fırtınasına teslim olmuş esaretin, köyü ziyaret eden yabancıları da içine kattığını anlayan romanın başkişisi için, her şey çok mu geçtir? Bu sorunun cevabını yazar bize erotik bir esaret ve her şeyi göze alan bir varoluş mücadelesi ile, klostrofobik bir atmosferde anlatıyor. Yazar bu atmosferi örmekte öyle mahir ki karakterin kurtuluş çabası bir anda sizin kişisel kurtuluş çabanız haline dönüşebilir.

Kumların Kadını, David Mitchell tarafından, “Elinizdeki kitap Kobo Abe’nin düşsel başyapıtı”, Time tarafından, “Akıllardan çıkmayacak Kafkaesk bir karabasan” ve  The New York Times tarafından “Abe, şaşmaz bir kesinlikle kahramanının sürekli değişen fiziksel, duygusal ve psikolojik durumlarını aktarıyor”  şeklinde yorumlanırken, Saturday Rewiew tarafındansa, “Okurlar Kobo Abe‘de Kafka’nın ve Beckett‘in insan ruhunun sıkışmasını anlatmaktaki ustalıklarını sezecekler” şeklinde övgüler almış.

Yazar, 1962’de Japonya’nın en saygın edebiyat ödüllerinden Yomiuru Ödülü’nü, romandan aynı adla uyarlanan film de 1964’te Cannes Film Festivali Jüri Özel Ödülü’nü kazandı.

Kitapta kuma hem bulaşıcı hem de sonsuzluğu kapsayıcı bir sıkıntıdan arınma çabasının işareti olarak metaforik bir anlam yüklenmiş. Şüphesiz, kum yaşam için elverişli bir madde değil ama taşıdığı durağanlık varlık için elzem mi?  Yaşamlarımıza da yansıyan bu tiksindirici rekabeti başlatan da sabit kalmaktaki ısrarımız değil mi? Sabit kalmayı bırakıversek rekabet de ortadan kalkacak belki. Ama bu büyük bir savaş. Herkesin etrafındaki, kafasındaki ve içindeki toplumla, birey olarak verdiği mücadele, onun bizi alt etmesiyle, pes ettirme çabasıyla şekilleniyor.

Kitapta sorgulanan bir başka varoluşçu sorun ise, aşkın bizi ne kadar dibe çekebildiği üzerine. Bir başka sorgulama ise teslim olmakla direnmek arasındaki netameli yolu irdeliyor.

Japon edebiyatının bu özgün eseri yer yer coşku ve gerilim eşliğinde bilinmeyenin çekiciliğine kapılan okuyucuya kumdan tuhaf bir dünyanın kapısını aralarken, cesaretin sorgulandığı, karanlığa çıkılmış bir yolculukta biletin yalnızca gidiş olabileceğini anımsatıyor.

Kumların Kadını’nı unutmayacağınız eserler listenize not edeceksiniz.

Bu yazı Çiğdem Aldatmaz tarafından yazılmıştır.

Metro Kütüphanesi ile seyahatleriniz ilham dolu!

The New York Halk Kütüphanesi, Brooklyn Halk Kütüphanesi ve Queens Kütüphanesi, New York Büyükşehir Ulaşım işbirliği ile bir çok pasaj, kitap ve kısa öykü dijital hale getirdi.

Duraklarda ücretsiz olarak sağlanan kablosuz internet sayesinde yolculukları eğlenceli hale getiren proje kapsamında bir vagon, New York Halk Kütüphanesi’ndeki Rose Main Okuma Odası gibi tasarlandı. Ayrıca, Metro Kütüphanesi projesi kapsamında bir de ödüllü fotoğraf yarışması düzenleniyor.

Daha detaylı bilgi için New York Halk Kütüphanesi’nin websitesini ziyaret edebilirsiniz.

Kitaplarla ilgili Geleneksel Meslekler-3: Müzehhib

Tezhip kelimesinin Arapça’da altın demek olan zeheb kelimesinden türetilmiştir ve Türkçe’ye ‘altınlamak’ olarak çevrilebilir. Ancak tezhip sanatındaki bezemeler, yalnızca altın değil toprak boyalarla da yapılabilir. Tezhip yapan sanatçıya müzehhib; tezhiplenmiş yapıta da müzehheb adı verilir.

Kuran-ı Kerim Nesih ve rıka hat, Yahya b. Osman (ö. 1756), Belde-i Kostantiniyye, 1157/1744-45 Müzehhibi: Mustafa, SSM 100-0258 Görsel: Sakıp Sabancı Müzesi

Arap zamkı ya da süzme balla ezilen altın  ya da uzun yıllar parlaklığını kaybetmeyen toprak boyalar, Akik, Süleymaniye ya da Yeşim taşından zermühreler aracılığı ile kağıtla buluşuyor, hat  sanatı bezenerek daha renkli hale geliyor.

Kuran-ı Kerim Hurde talik hat, Mustafa İzzet (ö. 1876) 1253/1837
Müzehhibi: Hasan, Tezhip tarihi: 1256/1840-41, SSM 100-0281
Görsel: Sakıp Sabancı Müzesi

Hat sanatı ile beraber gelişen tezhip sanatının tarihi Orta Asya Uygurlarına kadar dayandırılmaktadır. Osmanlı döneminde saraya bağlı nakkaşhaneler kurularak tezhip sanatı, ferman, berat gibi resmi evrakların bezemesinde de kullanılmış ve Kanuni Sultan Süleyman Devri’nde (1520-1566) en parlak dönemini yaşamıştır.

 

Kitaplarla ilgili Geleneksel Meslekler-2: Hattat

Matbaanın icadından önce kitaplar, kamış kalem, kalemtıraş, makta, divit, kalemdan, kubur, hokka, mıstar gibi pek çok çeşitli yazı araçları kullanılarak elle yazılırdı.

Arapça çizgi anlamına gelen ‘Hat’, Arap harflerini kullanarak güzel yazı yazma sanatını belirtir, bu sanatı icra eden sanatçıya da hattat ismi verilir. 6. yüzyıl ve 10. yüzyıl arasındaki Arap harflerindeki gelişmeler ile ortaya çıkan bu sanat, zaman içinde Arap coğrafyasından çeşitli coğrafyalara yayılır. Türklerin hat sanatına ilgi duymaya başlaması ise İslamiyet’i kabul etmeleri ile aynı tarihlere denk gelir.

Osmanlı İmparatorluğu’nda hat sanatı sarayın himayesinde gelişmiştir. Edirne Sarayı ve Topkapı Sarayı’nın teşkilatlarında yer alan Kâtipler Bölüğü, sarayın ihtiyaçlarına yönelik hat sanatı icra eden hattatlara ev sahipliği yapmıştır. Bu hattatlar, El yazması Kuran-ı Kerim yazan hattatlar, mimari yapıların üzerindeki kitabeleri yazan hattatlar, nesir, manzum gibi edebi eserleri ya da şehnameleri yazan hattatlardan oluşuyordu.

Zer-endûd levha Celi sülüs hat, Sultan II. Mahmud (h. 1808-1839), “Başarım ancak Allah’tandır”, SSM 130-0109 Görsel: Sakıp Sabancı Müzesi

Şeyh Hamdullah, Ahmed Karahisari, Hafız Osman, Mustafa Rakım, Mahmut Celaleddin Efendi, Yesarizade Mustafa İzzet Efendi uslübe olan katkıları olan Türk hattatlarındandır.

Murakka Sülüs ve nesih hat, Hafız Osman (ö. 1698) Muhammed bin Said el-Busirî’nin (ö. 1296?) Kasidetü’l-Bürde adlı Hz. Muhammed’i öven şiirinden beyitler, SSM 120-0334 Görsel: Sakıp Sabancı Müzesi

Eğer hattatların hüsn-ü hat (güzel yazı) örnekleri ve Kuran nüshaları olmak üzere sanatlı el yazma kitapları görmek isterseniz; Türk Vakıf Hat Sanatları Müzesi’ni gezebilir ya da Sakıp Sabancı Müzesi’nin Kitap Sanatları ve Hat Koleksiyonu’na göz gezdirebilirsiniz.

Bu Kara Kutunun içinde Kitap Var

Resimlerde gördüğünüz bu siyah küçük kara kutunun içinde dünyalar var. Bu kulübe de konukların konforu için gerekli olan her şeyin yanı sıra, bir çok kitabın da yer aldığı bir kütüphane bulunuyor.

Studio Padron’un tasarımı olan bu kulübe büyük camları ile hem gün ışığının içeri girmesine imkan tanıyor, hem de orman manzarası ile huzurlu bir kitap okuma ortamı sağlıyor. Bu kulübe de kalmak için yolunuzu NewYork’a düşürmeniz gerekiyor.

Görseller

Altı Saniyeye Sığdırılan Kitaplar

1. Jules Verne – 80 Günde Devrialem (1872)

2. Charlotte Brontë – Jane Eyre (1847)

3. William Shakespeare – Romeo ve Juliet (1579)

4. Miguel de Cervantes – Don Kişot (1605)

5. Franz Kafka – Dönüşüm (1915)

6. Lewis Carroll – Alice Harikalar Diyarı’nda (1865)

7. Herman Melville – Moby Dick (1851)

http://www.kitapyurdu.com/yazar/herman-melville/1695.html

8. William Shakespeare – Hamlet (1599-1601)

Kahramanmaraş’ta Yedi Güzel Adam Edebiyat Müzesi

Kahramanmaraş’ta 1860’lı yıllarda Amerikan Koleji olarak inşa edilen, 1933 yılında, Kahramanmaraş’taki ilk eğitim kurumu olarak hizmet eden, 1945 yılından başlayarak 20 yıl boyunca Maraş Lisesi olarak bu yapıda Kahramanmaraş’ın önde gelen isimlerini yetişmiştir. 1965’te Maraş Lisesi’nin başka bir binaya taşınması ile Ticaret Meslek Lisesi olarak hizmet veren binanın bir kısmı 1990’lı yıllarda bina tekrar eğitim kurumu olarak açılmış ve binanın bir bölümü Turizm ve Otelcilik Meslek Lisesi diğer bir bölümü Halk Eğitim Merkezi olarak hizmet vermiştir. En son olarak da Âşık Mahzuni Şerif Ticaret Meslek Lisesi / Anadolu İletişim Meslek Lisesi’ne ev sahipliği yapan yapı, Adana Kültür ve Tabiat Varlıklarını Koruma Bölge Kurulu tarafından 14.07.1992 tarihinde 1244 sayılı karar ile tescil edildi.

Restorasyon çalışmaları tamamlandığında Edebiyat Müzesi olarak hizmet verecek olan yapıda kurulacak kütüphane ile birlikte, Kahramanmaraş’ta bulunan kütüphane sayısı 23’e ulaşmış olacak.

Daha fazla bilgi ve görsel için: Kahramanmaraş Belediyesi İnternet Sitesi