Yukarı, Yukarı… Uzaklara!

İngiltere’de yüz hafta boyunca çok satanlarda yerini koruyan Büyükbaba’nın Müthiş Firarı, Can Çocuk Yayınları tarafından yayımlandı.

Herkes birini diğerlerinden çok sever. Jack de en çok büyükbabasını seviyordur. Onun zihninde gerçekle hayalin yer değiştirdiğini bir türlü kabul etmez. İyi ki de öyle yapar. Yoksa hayatlarının macerasına atılamaz, milyonlarca okuru da peşinden sürükleyemezdi.

Dünyanın en çok okunan çocuk yazarlarından David Walliams’ın son kitabı, Kraliyet Hava Kuvvetleri’nden emekli pilot büyükbaba ve torunu Jack’in sıradışı, sımsıcak yakınlığını konu alıyor.  Bulutların üzerinden, Londra sokaklarına, oradan Alacakaranlık Kuleleri’ne uzanan yolculuk tek cümleyle anlatılsa şöyle olurdu: “Ama bizim hikâyemizin başladığı o gece, gerçek hayatta geçen bir maceranın da eli kulağındaydı.” Büyükbaba’nın Müthiş Firarı alzehimer sildiği anıların yerini daha güzelleriyle dolduran bir dede, fark etmeden bu oyuna katılan torunun macerası olarak özetlenebilir. Hikayenin derininde ise, dürüstlük, yardımlaşma, gözlem yeteneği ve empati gibi pek çok değer yer alıyor.

Uçak Çalmaya, Göklerde Süzülmeye Ne Dersin?

O hala havalı ve genç bir spitfire savaş uçağı pilotudur. Ayağına ayakkabı yerine terlik giymesi, şuruplu vişne kaplı sakatat yahnisi veyahut şeftalili fasulye yemesi yalnızca Jack’i rahatsız etmez. Çünkü bu hayatta, Jack’in dünyanın en iyi pilotu olacağına tek inanan, bütün gün II. Dünya Savaşı’nda yaşadıklarını anlatan büyükbabadır. Pazar gecesi başka evlerde televizyon karşısında tıkınarak uyuyakalan çocuklar vardır. Jack onlardan biri değildir. O tatil gününde, Hurricane’ini uçuruyordu. Büyükbabasıyla birlikte Biritanya Savaşı’nda galip geliyordu. Kaç çocuk bunu yaşıyordu ki?

Geçmişi görkemli renklere büründürmeye çalışırken, şimdiki zamanı flulaşan nice ihtiyarın aksine büyükbaba, köşesine çekilmemeye kararlıdır. Huzurevine gönderilmek her kafa karışık ihtiyar gibi onun da sonu olmamalıdır. Eskiden olduğu gibi uçağıyla göklerde süzülmek başlarını epey derde soksa da, azimli ihtiyar hayallerinin peşinden gitmeyi Jack’e öğretmiştir bile. Ayrılıkla son bulan kısacık hayatında Jack ilk kez yaşadığını hissetmişti: “Özgürdü. ‘Buyurun, Spitfire sizin, Binbaşı,’ dedi Büyükbaba. Jack kulaklarına inanamıyordu. Büyükbabası kendisine savaş uçağının kontrolünü veriyordu. ‘Emin misiniz, Filo Komutanım?’ ‘Anlaşıldı, tamam!’ Bunu söyleyen yaşlı adam ellerini kumanda kolundan çekince, Jack kolu sımsıkı kavradı. Tıpkı büyükbabasının öğrettiği gibi, uçağın kendisine cevap vermesi için sadece minicik hareketler yapması gerekiyordu. Jack gökyüzüne dokunmak istiyordu. Kumanda kolunu geriye alınca uçak hızlandı da hızlandı. Bulutların içinden geçti.”

Bu içerik Süheyla Sancar tarafından yazılmıştır.

Henüz Yorum Yok

CEVAPLA