Eleştiri: Yetişkinlere Uygun Çocuk Kitapları!

Bir sabah uyandınız. Ama o da ne. Kendinizi “Küçük Kara Balık” gibi uzaklara gitmek isterken buldunuz. “Momo” gibi bir kaçış hayali kuruyorsunuz. Birileri izin vermiyor tabii. Hemen başka bir parmaklık dikiliyor önünüze. Marshall McLuhan, sistemin gözenekli hali diyor bu duruma. Herkes büyük şehirlerden kaçmak istiyor. Hayallerde hep uzaklarda, münzevi yaşamak var. Hayat şartları, gelecek endişesi el vermiyor gitmeye. Hızla uzaklaşmayı istemekle de çarkın döngüsüne dâhil anlıyorsunuz. Ne vakit bir şeyi tutkuyla isteseniz “Şeker Portakalı” kesilecek diye üzülen Zeze düşüyor aklınıza. “Onun samimiyeti var mı ben de?” diye yokluyorsunuz kalbinizi ve aklınızı. Kötülüğün yüzü aydınlık değildir her zaman. İyiyi kötüyü ayırt edemediğiniz zamanlarda “Moby Dick”in sureti gelir gözünüzün önüne. Hani onun şeytan olduğunu söyleyen Kaptan Ahab’a öfkelenmiştiniz. Hatırladınız mı? Onun kendi florasında yani engin denizde dolaşırken durduk yere canavarlaşmadığını az düşünmemiştiniz.

Etrafınız kalabalık. Ama şöyle ağız tadıyla dertleşmek isteseniz bir elin parmaklarını geçmiyor arkadaşlar. İnsanlara güvenmenin zor olduğunu çok evvel öğrendiniz. Kırıldınız, örselendiniz… “Alice”in bambaşka bir âleme adım attığı oyuktan siz de geçseniz ne güzel olurdu. O zaman hiç sıkılmazdınız. İnsanlardan ümidi keseceksiniz. Olmuyor. “Kelile ve Dimne”den geliyor öğüdünüz: “Yalnızlık hiç çekilmez, cennette bile.” Daha çok kazanmak, daha çok biriktirmeyi hedeflerinizin ilk sırasına yerleştiren birini gördüğünüzde öfkeleniyorsunuz. “Keşke çocuklar gibi olsak” diyorsunuz. Evet yetişkinsiniz. Ama “Küçük Prens” cümleleri şekilleniyor dudaklarınızda: “Büyükler sayılardan hoşlanır. Onlara yeni bir dostunuzdan söz açtınız mı, hiçbir zaman size önemli şeyler sormazlar. Hiçbir zaman: ” Sesi nasıl? Hangi oyunu sever? Kelebek toplar mı?” diye sormazlar. “Kaç yaşındadır? Kaç kardeşi var? Kaç kilodur? Babası kaç para kazanır?” diye sorarlar. O zaman tanıdıklarını sanırlar onu. Büyüklere: “Pembe kiremitten bir ev gördüm, pencerelerinden sardunyalar, damında güvercinler vardı” derseniz, o evi gözlerinde canlanmaz. “Yüz bin franklık bir ev gördüm” demeniz gerek. O zaman: “Aman ne güzel!” diye bağırırlar.

İçinden çıkamadığınız durumlarda, çocukken okuduğunuz kitaplara sığınmanız tesadüf değil. Yalın dil, karmaşadan uzak gerçeklik gölgemiz gibi. Geçmişi kütüphane sayarsak, Kelile ve Dimne, Moby Dick, Küçük Kara Balık, Küçük Prens, Momo, Alice Harikalar Diyarında gibi yapıtlar bu kütüphanenin demirbaşı. Farklı kültürlere, tecrübelere rağmen “çocuklardan çok yetişkinlere yazılmış kitapların” ortak özelliği, edebi zenginlik kadar idealizm barındırması da görülebilir. Ancak sözü ettiğimiz özellik, şimdilerde sıkça rastlana çocuğu eğitme kaygısıyla karıştırılmamalı. Aksine, bilgi vermekten çok hayal kurma becerisi kazandırdıkları için onları çok sevdik. Bu idealizm, insanın özündeki iyiliğe dokunur. Okuduğunuz onca kitabın içinden o kahramanları yâd etmemiz çocukluğun masum duygularını diri tutma isteğimizden başka neye yorulabilir ki?

Samed Behrengi
KARBON KİTAPLAR

Küçük Kara Balık: Sele Kapılmak İstemeyenlerin Kahramanı

Kışın ortasında etrafına doluşan on iki bin miniğe masal anlatan bir balık nineyle tanışırsınız Küçük Kara Balık’tan önce. Birkaç sayfa sonra ninenin değişime ayak diretenleri, kabuğunu kırmaya hor bakanları temsil ettiğini fark edersiniz. İyi olan, alışılmış olandır pek çoklarına göre. Küçük Kara Balık ise, aklına uzakları düşürmüş bir kaşif ruhludur. Başka bir hayatın mümkün olduğuna inanmıştır bir kere. Sonuç ne olursa olsun deneyecektir. Yazar Samed Behrengi’nin biyografisini okuduğunuzda daha da anlam kazanan keşif, bilgeliğin basit hayat tecrübelerinde saklı olduğunu fısıldıyor.

Michael Ende
PEGASUS

Momo: Kimsenin vakti yok mu?

Michael Ende’nin kaleme aldığı Momo, çocukluk elbisesini çıkardığımızda kaybettiklerimizi hatırlatıyor. “Duman Adamlar”ı tanıdığınızda Momo’yu daha çok seveceksiniz. Zaman Tasarruf Şirketi temsilcisi bu kişiler, insanların makineye dönüşmesini isterken Momo, dinlemek, konuşmak ve insan kalabilmek istiyordu: “Adam, anlattıkça anlatıyordu: “Yaşamda esas olan, in­sanların bir yerlere gelmeleri, yükselmeleri, bir şeylere sahip olmalarıdır. Sen arkadaşlarını boşuna oyalıyor, onlara düşmanlık ediyorsun… İşte bu yüzden sana karşı arkadaşlarını koruyacağız. Momo bir an için tereddüt etti. Acaba bu adamlar haklı mıy­dı? Sonra kendini toparlayıp sordu: “Seni hiç kimse sevmedi mi? ” Bu soru, adamın kırılma noktasıydı. Kekeleyerek cevapla­maya çalıştı. O kendine güvenen adam gitmiş, yerine sayıklar gibi konuşan biri gelmişti. Aceleyle toparlandı ve Momo’ya “Tüm bunları unut” diyerek arabasına koştu.

Jose Mauro de Vasconcelos
CAN YAYINLARI

Şeker Portakalı: İçimizde Büyüyen Fidan

Jose Mauro de Vasconcelos’un derin hayat tecrübesi Zeze’nin ruhunda hayat buluyor. Küçük yaşta acı, şiddet ve yoksunlukla tanışan Zeze’nin her şeye rağmen kendisine bir çıkış noktası bulması çocuklardan çok yetişkinlere umut aşılıyor. Derin anlatımı, edebi ağırlığıyla her okuyanı büyüleyen Şeker Portakalı’nı yazar sadece on iki günde yazdığını ifade ediyor. Lakin, bir ömür içinde büyüttüğü fidandır Şeker Portakalı. En çok umudu simgeleyen.

Bu içerik Süheyla Sancar tarafından yazılmıştır.

Henüz Yorum Yok

CEVAPLA