Eleştiri: Gerçekliğin Sınırında

Fransız Edebiyatı’nın bir zamanlar en çok tartışılan kitaplarından biri, Henri Charriere’nin on üç yıl süren firar öyküsünü anlattığı Kelebektir. Henri Charriere masum olduğunu savunduğu, Paris’te işlenen bir cinayet nedeniyle Fransız Guyanası’nda müebbet kürek cezasına çarptırılmıştı. Tüm deliller aleyhine olsa da o, suçsuz olduğu konusunda ısrarcıydı. Hukukun adalet demek olmadığını anlamış, modern yargılama anlayışındaki tutarsızlıklar karşısında teslim olmak yerine eyleme geçmişti.

Firar edebiyatı gerek deneyimlenmiş gerçekliği aktarması gerek anti bakış açısı ve içerdiği yüksek dozda aksiyon nedeniyle her zaman ilgi görmüştür. Fakat her firar öyküsünün edebiyatta bir yer edinmesi için bunlar tek başına yeterli sebepler değildir. Kanuna aykırı eylemlerin okur gözünde tolere edilmesi ve hikâyeyi özümsemesi için anlatıcının mahirliği ve değer yargıları önemlidir. Çünkü kaçış öncesi ve sonrası yaşadıklarını, o gergin, heyecanlı durumu, onu zorlayan koşulları ve samimiyetini okurun zihnine doğrudan işleyebilme yeteneği ancak iyi anlatıcılara mahsustur.

Henry Charriere tam olarak böyle biriydi. Cesaretinin, uçarı ve renkli kişiliğinin yanı sıra çok iyi bir anlatıcı olması, hikâyesini milyonlara ulaştırdı. Kelebek ’in kanatlanışını yayıncısı şöyle anlatıyor:

“1967 yılının Temmuz ayında Charriere Caracas’daki Fransız kitaplığına uğrayıp Albertine Sarrazin ‘in Astragale adlı kitabını satın aldı. Kitabın üzerine geçirilen kuşakta ‘123 bin adet’ yazılıydı. Charriere bunu okudu ve kendi kendine: ‘İyi be, bu yavru kırık bacağıyla zulalı yerlere gizlenip 123 bin kitap sattıysa ben, otuz yıllık serüvenlerimle üç katını satarım,’ dedi. Charriere‘inki mantıklı bir muhakemeydi ama, aynı zamanda çok tehlikeliydi. Çünkü, Albertine ‘in başarısından bu yana, yayıncıların masaları cezaevi anısından geçilmiyordu, üstelik hiçbirinin de basılma umudu yoktu. Çünkü serüvenlerin, felâketlerin, haksızlığın en aşırısı bile iyi bir kitap ortaya çıkarmaya yetmiyordu. Bir de yazmayı bilmek, okurun, yazarın gördüğünü görmesi, hissetmesi ve oradaymış gibi hissetmesi gerekti.  İşte Charriere, bu yönden talihli çıktı. O bir eylem, hayat, sıcaklık adamıydı; kurnaz bakışlı, sıcacık. Biraz hışırtılı, güneylilere özgü sesiyle saatler boyu dinlenebilirdi. Evet dinlenebilirdi, çünkü Charriere eşine rastlanmayacak kadar güzel anlatıyordu; bütün iyi hikâyeciler gibi.”

Caharriere başından geçenleri çizgili okul defterlerine yazmaya başlamış ve 68 yılı başında devamını getirmiş. İki ay içinde on üç defter doldurmuş. Yine yayıncısı Jean-Jacques Pauvert’in yazdıklarına baktığımızda, metin üzerinde hiçbir baştan yazım ve aşırı müdahale yapılmadığını anlıyoruz.

Kelebek ’te okuyucuyu çeken en önemli iki unsur gerçeğe uygunluk ve kullandığı iyi yazım dilidir.  Kürek cezası insanlık dışı ceza uygulamaları arasında görülür. Kelebek ’te bu durum hiç çarpıtılmadan anlatılmıştır. Kişi, kurum isimleri ve tarihle ilgili bazı oynamalara gidilen romanda bu durum  Charriere’in bir tarih eseri değil bir anı anlatıcısı olması ve  capcanlı bir tanıklık yaratmak istemesiyle açıklanabilir.  

Roman, toplumun sabıkalı insanlara karşı geliştirdiği bakış açısını kökünden değiştirmiş bir eser olmasıyla da bugünkü önemini korumaktadır. Yapıt, bir toplumun sabıkalılara karşı beslediği önyargıyla, uygar bir ulusa yaraşmayacak baskı yöntemleri arasındaki ölçüsüzlüğü kabul etmeyen adamın olağanüstü destanıdır.

Fransız Guyanası’ndaki Şeytan Adası’ndan kaçışı, Henri Charriere için bir varoluş hikâyesi olabilir. Okurları içinse bir azim ve kararlılık öyküsü olarak okunması mümkündür. 1968 yılında yayımlanan Kelebeki yazarın Banko adlı romanı takip etmiştir. Kalemindeki sahicilik nedeniyle bugün bile olayların gerçekliğini sorgulayanların olması, edebiyattaki realizme yepyeni bir bakış açısı sunduğunun kanıtı niteliğindedir.

Bu yazı Çiğdem Aldatmaz tarafından yazılmıştır

Henüz Yorum Yok

CEVAPLA