Dünyalı Komşularız Hepimiz

 

Romanlarıyla tanınan Lübnanlı Fransız yazar Amin Maalouf, “Ölümcül Kimlikler” kitabı denemelerden oluşuyor. Kendisini tanımlarken kullandığı, “Lübnanlı Fransız” ifadesini ödünç almamızın sebebi, eserin tam da bu bölünmüşlüğe ve geçişkenliğe odaklanması. Maalouf, dünyanın gidişatı üzerine yazdığı kitapların en önemlisi 1998 yılında yayımladığı Ölümcül Kimlikler. Kendi deneyimlerinden yola çıkan Maalouf, yazılarında kimliklerin tek boyuta indirgenemeyeceğini savunuyor. Herkesin aidiyetlerinin içerdiği unsurların farklı olduğunu söyleyen yazar, melez kimliklere göz kırpıyor.

Hiçbirimizin kimliği soy ağacımızın resmi kayıtlara geçen haliyle sınırlı değil. Kuşaklar boyu aktarılan, bize mahsus “genetik hafıza” söz konusu Maalouf’a göre. İnsanın yazılmamış bağlılıklarına vurgusu onun toplumbilimci olduğunu okuruna hissettiriyor.  Maaolouf, din, etnik köken en belirgin aidiyetler gibi görünse de, yaşanılan aile, çevre, eğitim düzeyi, meslek seçiminin yeni kimliklerin kaynağı olduğunun altını çiziyor. Dünya’ya gözlerini açan bebeğin çizgisel ilerleyen hayatı nice kimliğe gebedir.

Hangi Kimliğim Benim?

Yazar, kendi hikâyesinden hareketle, aidiyetimizi nasıl tanımlarsak tanımlayalım eksik kaldığını nazara veriyor. Ne söylersek söyleyelim bizi biz yapan bazı şeyleri es geçtiğimiz su götürmez gerçek. Yazar, kimliği oluşturan kavramlara sınırlandırma getirmiyor. Yine de mekân, şehir, beğeniler, gündelik hayat pratikleri, giyim-kuşam gibi unsurların değişkenliğinin kendimizi tanımlamamızı da kolaylaştırdığını savunuyor.

Yugoslavya’da yaşanan kıyım ve dağılan hayatlar üzerinden bu durumu örneklendiriyor usta romancı. Kırk yıl öncesinde, “Yugoslavım” diyen birinin, Hırvat, Sırp veyahut Boşnak oluşu o kadar da kayda değer değildir. Aynı durum Kıbrıs’ta yaşayan Türk ve Rum toplumları için de geçerli. Savaş yıllarında aidiyetler güçleniyordu. Kendilerini etnik bağlarla tanımlayıp dini hassasiyetlerini de en üst seviyede olduğunu savunuyordu coğrafyanın insanı. Birbiriyle huzurla yaşarken ayrışan bütün toplumlar gibi, komşusuyla başkalaştığını hissediyordu. İşte tam da bu nedenle kimlik sözcüğüne de mesafeli yaklaştığını şu sözlerle açığa çıkarıyor usta yazar: “Bugünse adamımızı sokakta çevirsek önce Boşnak, sonra Müslüman olduğunu söyleyecektir. Düzenli olarak camiye gittiğini de belirtecektir. Ama ülkesinin Avrupa’nın parçası olduğunu ve bir gün Avrupa Birliği’ne katılmasını umut ettiğini söylemeden geçemeyecektir. Aynı insana yirmi yıl sonra aynı yerde rastlasak, acaba kendini nasıl tanımlardı?”

Kimliğinden Fazlasıyla Amin Maalouf

Lübnanlı Fransız yazar Amin Maalouf, 1949 yılında Lübnan’ın Beyrut şehrinde doğdu. 1975 yılında patlak veren iç savaş dolayısıyla Hıristiyan Arap olarak yaşadığı güçlükler dolayısıyla 1976 yılında Fransa’ya göç etmek zorunda kaldı. 1980’li yıllarda yayımlanan Afrikalı Leo, Semerkant gibi romanlarıyla dikkatleri üzerine çekti. 1993 yılında Fransa’nın en prestijli ödüllerinden olan Goncourt ödülünü aldı. Kimlik meselesi üzerine Maalouf’un verdiği röportaj Çeviri Konuşmalar tarafından tercüme edildi.

Bu yazı Süheyla Sancar tarafından yazılmıştır.

 

Henüz Yorum Yok

CEVAPLA