Beden Engel Değil, Yapmak İstediklerimize

Çoğumuz, “Siz engelli değilsiniz.” veya “Engel beden de değil, biz size engeliz” desek de “özel gereksinimli birey” dışarı çıksa bütün bakışlar onun üzerinde oluyor. Onları görenler, “Ah canım ne kadar da gençmiş… Yazık” diyenlerin arasında, “Siz engelli değilsiniz” diyenler de vardır mutlaka. Mesela engelli bireylerin isimleri yoktur. Kendimden örnek vereyim. Biri adres arıyor değil mi, “Burada bir hasta kız vardı. Nerede otuyor o?” denir. Engelli aileleri de isimsizdir: “Hasta kızın annesi ya da kardeşi.”

Ben durumumdan utanıyor değilim. Beni siz okurlarım yakından tanıdınız. Nasıl bir hayat felsefem olduğunu da biliyorsunuz. Ama ister istemez yukarıda sıraladığım söylemler üzebiliyor. Tek ben değil, engeli ne olursa olsun onlar da üzülüyorlar. Sırf bu yüzden dışarıya çıkmak istemeyen engelli arkadaşlarım var. Hep şunu söylerim: Biz engelli olmayı tercih etmedik. Ben kendi adıma söyleyeyim. Dünyaya tekrar gelsem, yine aynı kaderi yaşamak isterdim. Kader arkadaşlarımdan ricam karamsarlığa kapılmadan önce İslamiyet’in konuya bakışını biraz araştırsınlar. İşte o zaman ne demek istediğimi daha iyi anlayacaklarına inanıyorum.

Ben “engelli” cümlesini kabul etmiyorum. Çünkü biz engellenenleriz. Kâh, “sen yapamazsın” diyerek. Kâh “Senin ne işin var orada otur oturduğun yerde” denilerek engelleniyoruz. Ben de engellenen bireylerdendim misal Sözlerle olmasa da dışarıdaki bakışlarla, kaldırımlarla, merdivenlerle bazen de asansör yokluğuyla. Bedensel engelli olduğum için, tekerlekli sandalyemle her dışarı çıktığımda merdiven engeliyle karşılaşıyorum. Maalesef buna bir de rampa engeli eklendi. Sözüm ona engellilerin hayatlarını kolaylaştırmak adına yapılmış ama… İnanın o rampaları yapanları merak ediyorum. Nasıl bir zihniyetle yaptıklarını. Beden engel değil yapmak istediklerimize. Yeter ki engellenmeyelim. Benim yetkililerden ricam olacak. “Engelli” kelimesinin “özel gereksinimli bireyler” olarak değiştirilmesini talep ediyorum. Çok daha anlamlı bizler için.

Kahramanımın gelişi

Hani bazı insanları sevdikçe sevesiniz gelir ya, oda öyle benim için. İlk yazarlığa başladığım dönemlerde onun kitaplarını okurdum. İlk okuduğum kitabıysa “Bukre”ydi. Okurken, cümlelerinin içinde kayıp oluyor insan. 27 Ocak Pazar günü. Tarihi yazarken bile yüzümde tebessüm oluşuyor. O sabah erken uyandım. Heyecanla kendisini bekliyordum. Bir röportajımı izlemiş ve hayallerimden birinin onu görmek olduğunu öğrenmiş. Ona bir kez daha teşekkür ediyorum. Kimden bahsettiğimi anladınız sanırım. Sevgili Kahraman Tazeoğlu. Neyse ki onun samimi davranışı heyecanımı yenmeme ve rahatlamama sebep olmuştu. Kahraman Bey’le de beden engelinin başarıya engel olmadığını konuştuk. Benim buna en güzel örnek olduğumu söyledi. Bunu ondan duymak ayrı bir gurur benim için. Ben ona “kahramanım” diyorum. Sizi seviyorum kahramanım.

Henüz Yorum Yok

CEVAPLA